Başarının Temeli Stres

stres-acar-baltas-grubu-makale

Stres insanın ruhsal ve bedensel sınırlarının zorlanmasıdır. Her türlü değişiklik bir zorlanma yaratır ve her zorlanma bir uyum çabası doğurur. Bunun adı da strestir.

Stres halk arasında yaygın olarak kabul edildiği gibi işini kaybetmek, sevdiği yakınını kaybetmek gibi sadece olumsuz olayların doğurduğu bir durum değildir. Terfi etmek, evlenmek gibi olumlu olaylar da stres kaynağıdır. Bu nedenle stres ne bir hastalıktır ne de mutlaka olumsuz bir durumdan kaynaklanır. Ancak streslerle iyi başaçıkılmadığı durumlarda kişi hastalığa hazır hale gelir.

Her türlü başarının temelinde stres vardır. Çünkü gerçek başarı sınırların zorlanmasıyla ortaya çıkar. Sınırlarının zorlanmasından hoşlanmayanlar ”ortalama” olarak kalırlar. Bu durum birçok kişi için ayrıca stres kaynağı oluşturur.

Değişen Dünya

Günümüz dünyası her alandaki değişikliğin çok yoğun yaşandığı bir süreçten geçmektedir. Gelecekte bu değişimin ivmesi daha da hızlanacağına göre, giderek artan bir stres ortamında yaşamak kaçınılmaz gibi gözükmektedir. Düşünerek, tartarak, strateji geliştirerek, karar verilerek eyleme geçilen “satranç oyunu” dünyasından; değişen koşullara uyum sağlayarak, anında karar vererek eyleme geçilen “bilgisayar oyunu” dünyasına geçtik.

Bugün iş hayatında yer alan herkes dünün dünyasında doğdu; eğitimini, köklerini dünün dünyasında geliştirdi. Oysa hayallerimizi, umutlarımızı ve meslek beklentilerimizi bir başka dünyada gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bu dünyaya uyum sağlamak ise kaçınılmaz olarak temel bir stres kaynağına dönüşüyor.

Günümüz iş hayatında, sadece Türkiye’de değil bütün dünyada, ekonomik koşulların ağırlaşması, rekabetin artması sonucu çalışanlardan beklentiler yükselmiştir. Bu durumda kişinin karşısına iki yol çıkmaktadır. Ya ağırlaşan ve giderek daha talepkar olan çalışma koşulların “kurbanı” olmak, ya da “kaderini” eline almak.

Stresle Başaçıkmak

“Kaderini eline almak”, beklentilerini gerçekçi bir temele oturtmak ve stres kaynaklarını saptayarak bunlara uygun çözüm stratejileri (başaçıkma yolları) geliştirmekle mümkündür.

Kişilerin stresten etkilenerek sağlıklarını kaybetmeleri ya da aksine, streslerini gelişme yolunda fırsatlara çevirmeleri üç faktöre bağlıdır:

  1. Hayat görüşü: İşine bağlı, işi üzerinde denetimi olduğuna inanan, değişikliği gelişim için fırsat gören ve kendine saygısı yüksek olanlar, iş stresinden daha az etkilenir. Kendine saygı, sınırlarını kabul etme ve sevmeye imkan verir. Diğer taraftan esnek olmayan kişilik özelliği, başlıbaşına bir stres kaynağıdır. Kendi kafasındaki çözümün dışında çözüm kabul etmeyen, çevresindeki insanları ve olayları değiştirmeye çalışan, hep haklı olduğuna inanan kişi sürekli stres altında kalmaya mahkumdur. Kontrol, kendine güven ve kendini adamışlık üzerine kurulmuş bir hayat görüşü kişiyi stres karşısında güçlü kılar.
  2. İş yerinin yapısı: Yaşantı “öngörülebilir” ve “denetlenebilir” nitelikte ise stres verici etkisi azalır. Bu nedenle iş hayatında “deneyim” ve “beceri” streslerle başaçıkmayı kolaylaştırır. Bunu sağlamak için de işe uygun olan kişinin seçilmesi ve işe hazırlanması büyük önem taşır. Ayrıca her düzeydeki çalışana ”koç”luk ve “mentor”luk (akıl hocalığı) yapılması stresle başaçıkmayı kolaylaştırır. Üst düzey yöneticiler için ise bu ilişki kurum dışından sağlanabilir.

    Başarı duygusu yaşamış olmak, baskıyı azaltır ve yaşantıyı zevkli bir duruma getirir. Bunun etkisini artırmak için başarının (zaferin) tadını çıkarmak yararlıdır. Ancak Türk kültürü başarının tadını çıkarmaya hoşgörüyle bakmaz. Bu da daha sonraki mücadeleler için gerekli enerjinin ve iyimserliğin doğmasına engel olur.

  3. Kişisel başaçıkma tekniklerinin uygulanması: Herkesin stres kaynağı farklıdır. Bu nedenle başaçıkma yollarının da farklı olması kaçınılmazdır. Örneğin zaman baskısından kaynaklanan stresler, öncelikleri belirlemeye dayanan “zaman düzenleme teknikleri”nin öğrenilmesiyle azaltılır. İnsan ilişkilerinden kaynaklanan stresler, etkili iletişim tekniklerinin öğrenilmesiyle düzeltilir. Düşünce biçiminden kaynaklanan stresler, gerçekçilik temeline dayanan olumlu ve yapıcı düşünce sistematiğinin öğrenilmesiyle yumuşatılır. Böylece kişinin beyninin “Kuruntu Üretim Fabrikası” (KÜF) olarak çalışması önlenir.Bunların yanı sıra kişi, hayatına anlam katan değerleri tanır ve bunlar üzerinde düşünürse, sınırlarını keşfeder ve hayatla ilgili gerçekçi beklentiler geliştirir.

Sonuç

Uyumlu ve doyumlu bir hayat yaşamak, zamanımızın büyük bölümünü verdiğimiz işimizden zevk almamıza bağlıdır. Yaptığı işi seven, sevdiği işi yapan insanlar, akşam eve döndükleri zaman temaslarından ve varlıklarından huzur duydukları bir hayat arkadaşına sahiplerse, stresle başaçıkmak konusunda büyük bir imkanları var demektir. Bu bir anlamda cenneti dünyada yaşamaktır. Bunun için de yaşadığımız hayat elimizde bilinen tek fırsattır. Bu fırsatı kullanmak sadece ve sadece kişinin kendisine bağlıdır.

Sending
User Review
5 (2 votes)

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.