BEST Dergisinde Acar Baltaş

best-dergisinde-acar-baltas

Düşüncelerinizi yöntemlerle buluşturun

Sonsuz seçenek arasından kendimize en uygun olanı seçmek sadece şansa bağlı değil. Gerek iş yaşamında, gerekse kişisel gelişimde, psikolojinin ve doğru yöntemlerin önemi tartışılmaz. Prof. Dr. Acar Batlaş, kitapları ve eğitim seminerleri ile mutlu ve kaliteli bir hayatın
kapılarım aralıyor.

İnsanlar sizin kitaplarınızı, makalelerinizi okuduklarında, seminerlerinizi dinlediklerinde “Evet, bunları yaparsam sorunlarım çözülür” diye düşünüyorlar. Okurken gerçekten de kolay gibi görünüyor ama hayatımıza uygulamaya kalktığımızda çok basit görünenlerin bile ne kadar zor olabildiğini fark ediyoruz. Karar vermek ve hayata geçirmek arasında nasıl bir aşama yaşanıyor?

Hayatında değişiklik yapmak isteyen bir insanın bana göre atması gereken 3 temel adım var. Birinci aşama doğru yöntemi bulmak. Mesela zayıflamak istiyorsunuz; size uygun tarzı bulmanız önemli. Hangi yöntem sizin kilo vermenizi sağlayabilir, bunu bulmanız önemli. ikincisi, kararlı olmak gerekiyor. Yani o yöntemi uygularken, konfor alanınızın dışına çıkacaksınız. Yani alıştığınızın dışında işler yapacaksınız. Yaptığınız zaman avuçlarınız terleyecek, istemediğiniz bir şeyi yapacaksınız. Eğer bu bir
egzersiz programıysa, gitmemek için kafanızdan bin türlü bahane yaratacaksınız. Ama gideceksiniz. Üçüncüsü de disiplinli olmak. Disiplinli olmak, ritüelleri yerine getirmek demek. Hayatınızda ne tür değişiklik yapmak isterseniz isteyin, bunun ritüelleri vardır. Ritüel Latince “doğru eylem” demektir. Bir sistemin yarar sağlayabilmesi için, doğru eylemler dizisine dayanması gerekir. Dünyanın en eski iki kurumu ordu ve dindir. Bu iki kurumun ayakta kalmasının ve güçlenmesinin öncelikli sebebi, ritüellere dayanmalarıdır. Dinin ritüellerini uygulamak konusunda taviz yoktur. Değiştiririm deme hakkınız yoktur. Dolayısıyla bu 5 vakit namazını kılan bir müminin kararlılığını gerektirir. insanlar bu 3 aşamanın özellikle ikincisinde ve üçüncüsünde kopuyorlar. Bir önemli sebep daha var. Kendilerine uygun olmayan yönteme özeniyorlar. Kendimize uygun olmayan bir yöntemin arkasından gidiyorsak zaten o bizim üzerimize uymayan bir elbise gibidir.

Siz, bütün bu yöntemleri öneren kişi olarak, kendi kararlarınızı alırken aynı aşamalardan geçiyor musunuz?
Ben Alman eğitimi, Alman terbiyesi almış bir kişiyim. O açıdan birçok okul arkadaşım gibi bende de bu disiplinimiz vardır. Örneğin bugün ben günde 1800-2000 metre yüzüyorum. Haftada 4-5 gün bunu yapıyorum. Her seferinde bunu yapmamak için sebeplerim oluyor ama yapıyorum. Çünkü bunun bana iyi geldiğini biliyorum. Başlarken zor bile gelse, bitirdiğimde daha iyi hissettiğimi biliyorum.

Yaşam biçimi olarak, ulaşabildiği kadar çok insana yardım etmeyi seçen nadir insanlardan birisiniz. Bu yolu seçmenizdeki etkenleri bizimle paylaşabilir misiniz?

Ben hayattaki varlık sebebimi, başka insanların kolayca yapabilecekleri şeyleri yapabileceklerini onlara göstermek gibi algılıyorum. Karanlık bir odaya girersiniz, oda karanlıktır ama elektrik düğmesi elinizin altındadır. Benim görevim o düğmenin yerini göstermektir. Yaptığım şey çok büyük bir şey değil ama sonuçları büyük olabiliyor. Lise 2’deyken psikoloji okumaya karar verdim. Sınıfımızdaki Almanca öğretmeni “Ne olacaksınız” diye sorduğu zaman, bir arkadaşımız “Ben ileride Türkiye’yi yönetenlerin arasında olacağım” demişti. O Mesut Yılmaz’dı. Ben de psikolog olacağım demiştim. Bugün arkadaşlar arasında hala konuşulur bu.

Diğer ülkeleri de düşündüğünüzde, insanları bunalıma sürükleyen, stresi hayatlarının odak noktası haline getiren nedenler hangi tip ülkelerde daha fazla?

Her ülkenin kendine özgü stresleri var. Dolayısıyla stres kaynaklarına bakmak lazım. Bir Afrika ülkesinde varlığını, hayatını sürdürmek bir stres kaynağı. Irak’ta olduğunuzu düşünün. Oranın stres kaynakları başka. Bir kuzey ülkesinde ışığı görmeden aylarca yaşamak, kendini bütünüyle yalnız ve izole hissetmek. En yakınlarıyla bile arasında duygusal mesafe olması bir başka stres kaynağıdır. Türkiye gibi bir ülkede, İstanbul gibi bir kentte, bu kadar yoğun bir trafik içinde herkesin kızgınlığını yaşamak bir strestir. Dolayısıyla her ülkenin kendine özgü stresleri olduğunu düşünüyorum. Ama şehir hayatının kolaylığının bu stresleri azalttığını da düşünüyorum. Geçenlerde bir araştırma sonucu yayınlandı. Dünyadaki ülkelerdeki yaşam kalitesi. İstanbul 124 ülke arasında 104’üncü. 1 numarada Vancouver, 2 numarada Sydney, 3 numara Viyana. Bunlar, güvenlik, altyapı, yaşama kolaylığı gibi faktörlere bağlı. O şehirlerde yaşayanların gündelik hayattan kaynaklanan stresleri az. Ancak eğer iç uyumu düşük bir insansa orada yaşayan, komşularıyla, çevresindeki insanlarla, eşiyle, çocuğuyla, arkadaşlarıyla yaşayacağı stresleri hafifletmez. Nereye gitse kendini de beraber götürdüğü için stresini yaşamaya devam edecektir.

Çalışmalarınızda, özellikle iş hayatının zorluklarıyla başa çıkma, başarıya ulaşma gibi konuların ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Bu konulara yoğunlaşmanızın nedeni Türkiye’de yaşayanların sorunlarının da bu noktalarda yoğunlaşması mı?

Şimdi bizim kendimize özgü streslerimiz var. Mesela bugün iş hayatının ihtiyaç duyduğu bazı kavramlar, bazı konular bizim yetişme tarzımıza uymuyor. Bugün birçok kurumda, çeşitli derecelerde matriks yapılanma var. Matriks yapılanma, bir insanın aynı anda birden çok yöneticiye bağlı olarak çalışmasıdır. idari olarak birine, fonksiyon olarak başkasına. Bir proje grubunda bir başkasına. Şimdi bu bizim kültürel mirasımıza aykırı. Biz, astımı bileyim, üstü mü bileyim, iş tanımımı bileyim, yetkim, sorumluluğum belli olsun diye programlanmışız. Belirsizliğe karşı düşük direncimiz var. Bu, birden çok yöneticiye bağlı olarak çalışmayı zorlaştırıyor. Hiyerarşik bir yapı daha iyi anlayabildiğimiz bir yapı. Biz, böyle bir esnekliğe programlı değiliz kültürel olarak. Bunun getirdiği stresler var. ikincisi, iş hayatındaki zorluklarımızdan biri şu; Batı’dan ithal ettiğimiz yöntemlerle Türkiye’de yöneticilik yapmaya çalışıyoruz. Halbuki, Türk kültür değerleri burada önemli bir fark yaratıyor. Bunu görmezden geliyoruz. Mesela, bireycilik, toplulukçuluk çizgisinde, uluslararası araştırmalarda Türk kültürü, bireyciliğe değil, kolektivizme yakındır. Bireyciliğe en yakın kültür, Anglo-Sakson kültürdür. İngilizce konuşan ve yazan kültürdür. Şimdi biz İngilizce literatürden Türkiye’de ekip çalışması ve liderlik reçeteleri sunmaya çalışıyoruz. Bu, kara mizahtır. Buradan kaynaklanan zorluklarımız var.

Yardım ettiğiniz insanlardan nasıl bir geri dönüş alıyorsunuz? Sizin sayenizde hayatı tamamen değişen insanlar gördüğünüzde ne hissediyorsunuz?

Doğrusu bu bir ödül, Son bir hafta içinde, tanımadığım 3-4 kişiden ,telefon aldım. “Siz beni tanımazsınız ama, hayatımda şöyle etkiniz olmuştur diye” geri bildirim aldım. Bu da yaptığımız işin manevi ödülü. O geri bildirimler boşa yaşamadığımızı düşündürüyor bize.

Gözlemleriniz arasında sizi çok etkileyen bir hikayeyi bizimle paylaşabilir misiniz?
Yakın zamanda beni etkileyen bir hikaye var, Bir iş sahibinin şirketinde yolsuzluk yapan birisinin işten çıkartılması için gerekeni insan kaynaklarına söyledikten sonra, “Ancak bu kişiyi mümkünse bir tedavi sürecinden geçirin ondan sonra işten çıkartın. Topluma, dışarıya bir mikrop çıkartmış olmayalım. Hiç olmazsa onu düzeltmek için elimizden geleni yapmış olma sorumluluğumuzu yerine getirelim”, adresini ben kendisinden değil, başkasından duyduğum için, bu beni etkileyen bir hikayedir.

Milli Takım’ın, Galatasaray’ın da danışmanlığını yapmışsınız. Futbolcular, bütün bir ülkenin baskısını üstlerinde hissederek yaşadıkları stresle nasıl başa çıkıyorlar?

pek başa çıktıkları söylenemez. O çocukların büyük çoğunluğu,çok çocuklu ailelerin, eğitim düzeyi düşük ailelerin çocuklarıdır, dolayısıyla 20’li yaşlarında, böyle birdenbire zengin, tanınmış ve başarılı insanlar olunca, hayatında 3-5 sene içinde bu kadar büyük değişiklik olan herkes yoldan çıkar, 40 yaşında eğitimli bir insanın birdenbire kazandığı para birkaç kat büyüse, herkesin tanıdığı itibar ettiği bir insan olsa, yoldan çıkar. Sallanır. Bu çocuklar da sallanıyorlar. Sahip olduklarının bir bedeli olduğunu da düşünmek istemiyorlar. Ve kurban psikolojisi seçiyorlar. Medyanın kurbanı, seyircilerin kurbanı, kötü yöneticilerin kurbanı rolünü oynamayı tercih ediyorlar. Oradaki durum maalesef bu. Çok büyük baskı var, yenildiği zaman hayat memak meselesi oluyor burada.

Çalışmalarınıza baktığımızda görüyoruz ki, böyle bir program arasında kendinize ayıracak vakit bulmanız oldukça zor. BOŞ zaman bulduğunuzda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her gün bir saat yüzmeye ayırıyorum. Günde en az iki saat okurum. Bizim web sitesine girerseniz, birçok yeni yazı bulursunuz, Bu, okumanın sonucu, Yani yazmak marifeti değil o.Okumanın sonucu yazılan şeyler.

Geçmişe dönüp baktığınızda, düşlerinizi gerçekleştirdiğinizi söyleyebilir misiniz? Ve şimdiki hayallerinizden bahsedebilir misiniz?

Hayallerimin ötesine geçtiğimi söyleyebilirim. Bundan sonrası için hayallerim, işimi yapmayı sürdürmek. Batlaş Grubu’nun, çalışanlarıyla beraber öncü konumunu koruması, Biz Türkiye’deki ilk kişisel gelişim kitaplarının yazarlarıyız, Bu şu demek; bugüne kadar, 1986 yılında yayınlamıştık biz ilk kitabı, o zamana kadar yöntem gösteren kitap yoktu, Genel tavsiyeler vardı. Biz bir kişisel gelişim programını adım adım tanımladık, O kitabı alan kişi hem kendisi bunu uygulayabilirdi, hem de başkalarına bunun nasıl yapılabileceğini anlatırdı. Tırnak içinde söylüyorum; yaptığı işin sırrını ortaya koyan bir kitaptı. Bu yönüyle özeldir, “Stres” kitabı da “Üstün Başarı” kitabı da,

Yeni kitap çalışmanız var mı?

İki kitap birden hazırladım. Kitaplardan biri, “Hayallerinizin Değil Gerçeklerin Peşinden Gidin”, Bu kitap, “istersen başarırsın” düşüncesine reaksiyon olan bir yaklaşım. Başaranların hepsi isteyenlerin arasından çıkmıştır. Ama isteyenlerin çok azı başarır, Dolayısıyla başarmak ve istemek arasında zayıf bir ilişki vardır, “istersen başarırsın” yaklaşımının arkasında, sen istersen olur yeter ki iste, başarırsın anlamı vardır. Ama, istemek, başarmanın onda biri bile değildir; kendinize uyan şeyi istemiyorsanız eğer, Kendinize uyan şeyi istiyorsanız, o zaman tamam. Esas mesele istersen başarırsın değil, “Ne istediğini bil” olmalıdır burada mesaj, ikinci kitap da, “Genelleyerek Değil, Özelleştirerek Yönetmek”. Türk kültürüne özgü liderlik.

Sending
User Review
0 (0 votes)

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.