Dışımızdaki Koşullar İçimizdeki Mutluluğu Ne Kadar Etkiler?

Paylaş
Share On Twitter
Share On Linkdin
Share On Pinterest
Share On Stumbleupon
Share On Reddit
Contact us

disimizdaki-kosullar-icimizdeki-mutlulugu-ne-kadar-etkiler-acar-baltas-makale

Sık sık yazılı ve görsel medyada, dünya genelindeki mutluluk düzeyi konusunda yapılan bir takım araştırmalar yayınlanmaktadır. Bu araştırmaların güvenirliği ve buna bağlı olarak inanılırlığı, okurlar ve bazen de uzmanlar tarafından kuşkuyla karşılanır. Bu nedenle dünyanın çeşitli yerlerinde mutluluk araştırmaları yayınlayan ve şaşırtıcı bilgilerle kamuoyunu etkileyen kuruluşları kısaca tanıtmak istiyorum.

Dünya Mutluluk Bilgibankası (World Database of Happiness): Rotherdam Erasmus Üniversitesi 1984 yılından bu yana mutluluk konusunda yapılmış binlerce araştırmayı toplamıştır.

Dünya Değerler Araştırması (World Values Survery): Değişen sosyal değerler konusunda 1981 yılından bu yana 97 ülkede veri toplamaktadır.

Gallup Dünya Anketi (Gallup World Poll): Gallup’un 155 ülkede yaptığı anketlerde topladığı bilgiler, farklı ülkelerin ekonomik koşullar, iş ve siyasi yönetim, sağlık hizmetleri, alt yapı ve eğitim açısından zorluklarını ve güçlü yönlerini ortaya koymaktadır.

Avrupa Barometresi (Euro Barometer): Avrupa Komitesi farklı Avrupa kentlerindeki hayat kalitesinin algılanmasını araştırmaktadır.

Bu kuruluşların yaptıkları araştırmalardan elde edilen sonuçlar, mutluluğun değerlendirilmesinde hayatın çeşitli cephelerini göz önüne alarak inceleme yapmak gerekliliğini ortaya koymaktadır. İnsanların davranış ve duyguları dolayısıyla yaşam doyumu, çevre koşullarından güçlü bir şekilde etkilenmektedir. Dan Buettner’in National Geographic adına dünya çapında yürüttüğü araştırmada1 mutluluğu etkileyen altı alan ortaya çıkmıştır. Bu alanlar şunlardır: İçinde yaşadığımız toplum, iş ortamı, sosyal hayat, finansal koşullar, ev (barınma koşulları) ve benlik algısı. Biz bu yazıda içinde yaşadığımız toplumun ve finansal koşulların kişisel yaşam doyumu üzerindeki etkisini konu alacağız.

İçinde yaşadığımız toplum

Mutluluk, yaşadıklarımıza yönelik olumlu algımızdan doğar. Bazı toplumlarda insanlar yaşadıkları anın kendisine odaklanırlar (yaşayan benlik). Bazılarındaysa yaşadıklarının kendilerinde bıraktığı en güçlü izi hatırlarlar (hatırlayan benlik). Bu izin oluşmasında da en son yaşanan duygunun etkisi çok büyüktür. Ağırlıklı olarak Latin Amerika ülkeleri (Kostarika, Paraguay, Laos, İrlanda, El Salvador, Arjantin, Venezüella) yaşayan benliğin öne çıktığı ve mutluluğun hazza dönük deneyimlendiği toplumlardır. Buna karşılık çoğunluğunu Avrupa ülkelerinin oluşturduğu toplumlarda (Danimarka, Finlandiya, Hollanda, İsveç, Yeni Zelanda, Avustralya, ABD) hatırlayan benlik; diğer deyişle anlık değil, akılda kalan duygular ön plandadır. Mutluluk konusunda toplumlar arası farkları açıklamak için yaşayan ve hatırlayan benlik önemli bir belirleyicidir. Bunun dışında yaşanılan toplum; din, gelir gibi koşulları da doğrudan ya da dolaylı biçimde etkileyerek yaşam doyumuna etki eder.

2012 yılında Heidelberg’de yapılan bir akıl sağlığı toplantısında Avrupa Birliği nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ının çeşitli düzeyde ruhsal sorunları olduğu belirtilmiştir. Avrupa Birliği gibi yaşam standardı yüksek bir bölgede yaşamak bile hayatın insanlar için bir yük haline geldiğini göstermektedir. “Ruh acı çeker beden haykırır”, insan ruhu bedeninin aynasıdır. Bu aynada, dünyayı ve kendimizi görmek bizi ya hasta ya da mutsuz eder. Her bölge, her belediye aşağıdaki öğelerden bir veya birkaçını o bölgede yaşayan insanların sağlığını ve yaşam doyumunu geliştirecek şekilde düzenleyebilir. İçinde yaşadığımız toplumun ilişkili olduğu başlıca alanlar şunlardır:

Hoşgörü; insanlar arasındaki din, kültür ve cinsellik konusundaki farklılık ve tercihlerin kabullenilmesidir. Adalet sisteminin güvenilir olması, devlet kurumlarında yolsuzluğun olmaması ve güçlü demokratik süreçlerin varlığıdır.

Fiziki ortam; içinde yaşanılan toplumun farklı özellikleri, insanların yaşam doyumu üzerinde etkili olmaktadır. Örneğin parklar, canlı şehir merkezleri, açık hava restoranları, yaya yolları bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca alışveriş için dükkanların açık olduğu saatlerin azaltılması, o bölgede yaşayanların kendilerine ve ailelerine zaman ayırmasına imkan vermektedir. Örneğin Hollanda’da dükkanlar 96 saat açıktır. İnsanların işyerlerine yakın yaşaması, yaya yolları, yürüyüş ve bisiklet parkurları hem insanların sağlığını geliştirmekte hem de güven duygusu vermektedir.

Benzer şekilde yolda geçen zamanın azalması, iş saatlerinin fazla uzun olmaması, sosyal etkileşime, hobilere, kişisel gelişime, kültüre, spora ve gönüllü çalışmalara katılmaya imkan sağlamaktadır. Uzun çalışma saatleri ve yolda geçirilen uzun saatler aile hayatını zayıflatmakta ve insanları kronik hastalıklara daha açık hale getirmektedir.

Sanatın desteklenmesi; tiyatrolar, müzeler, dans merkezleri hatta sokak sanatçıları yaşayanların hayatını renklendirmektedir.

Annelik izni; yeni annelere verilen uzun süreli izinler sadece aile ilişkilerini güçlendirmeyip aynı zamanda yeni doğan bebeğin hayata daha sağlıklı bir başlangıç yapmasına imkan vermektedir. Örneğin Meksika’da bu süre 12, Danimarka’da 18 ayrıca babalar için ek iki haftadır.

Sessiz ortam; insan bulunduğu ortama uyum yeteneği çok yüksek bir canlıdır. Buz gibi soğuk hava koşullarına, hatta çirkin şehirleşmeye bile alışabilir. Ancak gürültüye alışarak uyum sağlayamaz. Hava alanına yakın yerde, tepesinde uçan uçaklara, sürekli korna çalan trafiğe, gece geç saate kadar yüksek sesle çalan müziğe alıştığını düşünse de, otonom sistemiyle buna tepki verir; yüksek tansiyon, baş ağrısı ve benzeri sağlık sorunları geliştirir.

Güvenli ortam; çocukların ev dışında parklarda herhangi bir tehdit altında olmadan oynayabileceği, kadınların gece rahatça sokakta gezebileceği bir ortam yarattığı güven duygusuyla yaşam doyumunu artırır. Singapur bu açıdan dünyanın en güvenli yeridir.

Ekonomik özgürlük; yeni bir iş kurmak için gerekli olan koşulların sadeliğidir.

İş bulma imkanı; insanlara anlamlı bir amaç doğrultusunda çalışma koşulları sunulmasıdır.

İşsizlik mutsuzluğun en önemli nedenlerinden biridir. İlginç olan işsizlere sağlanan yüksek sosyal destek programlarının uygulandığı yerlerde, insanların mutlu olmadığının saptanmış olmasıdır.

Finansal koşullar ve gelir düzeyi

Yaşanılan toplumun ekonomik özgürlük ve iş bulma imkanı aracılığıyla gelir düzeyinde yarattığı etkiye ek olarak, finansal koşullardaki farklılıkların mutluluğa nasıl etki ettiğini başlı başına ele almak gerekir. Çünkü dünyanın birçok yerinde insanlara, yaşam kalitelerini neyin yükselteceği sorulduğunda, alınan cevap ezici çoğunlukla, “daha çok para” olmaktadır. Kendini önemli ölçüde “mutlu” olarak tanımlayan insanlar da “biraz daha fazla” paranın mutluluklarını artıracağına ve “kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayacağına” inanmaktadır. İnsanların büyük çoğunlukla karıştırdığı iki kavram vardır. Bunlardan biri “yaşam standardı”, diğeri ise “yaşam kalitesi”dir. Yaşam standardı, esas olarak gelir ile yakından ilişkilidir. Fakirlik düzeyindeki bir gelir yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiler, ancak fakirlik düzeyinin üzerine çıkıldığında, yaşam kalitesinin ve “mutluluğun” gelirle ilgili olmadığı birçok araştırmayla ortaya konmuştur.

Para ile mutluluk kazanmaya çalışmak çok kere insanları beklediklerinden uzaklaştırmaktadır. Para kazanarak daha çok mutlu olmak isteyen kişi, daha çok çalışmak zorunda kalmakta, kazandığı parayı harcayacak ve hayat kalitesini yükseltecek etkinliklere ayıracak zaman bulmakta zorlanmaktadır. Çünkü mutluluk, gelecek ve içinde bulunulan zamanla ilgili çok farklı duygular içerir. Bunlar “haz” ve “keyif” gibi iki farklı eksende yer alır. Haz heyecan, taşkınlık, orgazm ve rahatlık gibi bedensel özellikler taşır ve kısa zamanda unutulur. Buna karşılık keyif veren etkinlikler, iyi bir kitap okumak, derin bir sohbetin içinde olmak hatta dans etmek gibi kişiye zamanı unutturur. Bunlar için birikim ve beceri gerekir ve kişiye güçlü yönlerini hissettirir.

Mutlu olmayı sahip olunacak “obje” veya “şey”lere bağlayanlar, büyük çoğunlukla amaçlarına ulaşamazlar çünkü satın alınanın verdiği sevincin en fazla sekiz ay sürdüğü görülmüştür. Buna karşılık; tatil, birlikte yemek, doyurucu bir sohbetin içinde bulunmak gibi, anı doğuracak ve iz bırakacak yaşantıların çok daha değerli olduğu anlaşılmıştır. Daha çok para kazanmak için çalışmak, kişiyi hayat kalitesini yükseltecek aktivitelerden uzaklaştırabildiği gibi, sağlığını kaybetmesine de yol açma potansiyeline sahiptir.2

ABD’de yapılan bir araştırmada serveti 500.000 doların üzerinde olanların yüzde 19 u, “yeterli miktarda paraya sahip olmak konusu hayatımda sürekli kaygı oluşturuyor” ifadesini doğrulamıştır. İlginç olan birikimleri 10 milyon doların üzerinde olanların yüzde 33’ünün bu ifadeyi doğrulamış olmasıdır. Görüldüğü gibi servet arttıkça, para konusundaki kaygılar azalacağı yerde daha da büyümektedir. Diğer taraftan bu ölçüde büyük servete sahip insanların yarısından azının, “servetimi büyüttükçe daha mutlu oldum” ifadesine katılmış olmalarıdır.

1957 yılında ABD’de yapılan bir araştırmada ortalama bir beyaz yakalının enflasyondan arındırılmış 10.000 dolar dolayında kazancıyla; televizyon, klima, bulaşık ve çamaşır makinesinden yoksun olarak yaşadığı hayatı “çok mutlu” olarak nitelendirdiği bulunmuştur. 2004 yılında kazanç ortalama olarak üçe katlandığı halde, tüketicilere sunulan bütün konfor arttırıcı araçlara sahip olan katılımcıların ancak yüzde 34’ü “çok mutlu” olduklarını belirtmişlerdir. Bu noktada düşünür Schopenhauer’in; “para deniz suyu gibidir, ne kadar çok içerseniz susuzluğunuz o kadar çok artar” sözünün gerçeği yansıttığını söyleyebiliriz.

Fakirlik sağlık için tehlikeli

Bu durumda ister istemez akla, ”para ile mutluluk arasında hiçbir ilişki yok mu?” sorusu gelmektedir. Hiç şüphesiz zengin olanlar fakir olanlardan sadece daha “rahat” bir hayat değil, aynı zamanda daha “sağlıklı” bir hayat sürerler. Araştırmalar, fakirlerin yüksek tansiyona, koroner kalp hastalıklarına ve kronik ağrı ile sonlanan ölüm nedenlerine daha yatkın olduklarını ortaya koymuştur.3 Yoksul bir ortamda yetişmek, mutluluk üzerinde etkili olduğu bilinen sol prefrontal korteksteki etkinliğin yavaşlamasına neden olur ve kişileri kronik depresyona daha yatkın duruma getirir.4 Yoksulluk aynı zamanda aile içi ilişkilerde çatışmaya yol açarak huzursuzluk ve boşanmaya yol açabilir. Benzer şekilde yılda 20.000 dolardan az kazananların, 70.000 dolardan fazla kazananlara kıyasla orta yaşta ölme ihtimallerinin 3,5 kere daha fazla olduğu görülmüştür.

Bu durumda fakirlik sınırının üzerinde olanların çok mutlu olduklarını düşünmek gerekir. Ancak yazının başında belirttiğimiz gibi bu, gerçeği yansıtmamaktadır. Psikologların mutluluğun ölçerken sordukları klasik sorulardan biri; “Her şeyi göz önünde bulundurduğunuzda hayatınız bu günlerde ne kadar yolunda?”dır. Bu soruya katılımcıların cevap verirken “(1) beni çok mutsuz edecek düzeyde ile (7) çok mutlu edecek düzeyde” arasında değişen bir seçim yapmaları beklenir. Bu soruya Kenya’daki Masai yerlilerinin 5.7, Gröland’ın buzulları üzerinde yaşayan İnuit’lerin 5.8, kendilerine özgü garip bir ilkel hayat yaşayan Amiş’lerin 5.8, Forbes 400 listesinde yer alan Dünya’nın en zengin insanlarının 5.8 ortalamasında değerlendirme yaptıkları görülmüştür.

Sonuç

Bu araştırmadan çıkacak sonuçlardan biri şudur. İnsanlar daha çok para kazanırlarsa daha mutlu olacaklarını düşünürler. Ancak çevre koşullarının düzenli olduğu ve insan doğasına göre düzenlenen bir toplumda yaşayan orta gelirli bir insan, gelir farklılıklarının büyük olduğu bir toplumdaki yüksek gelirli birinden daha fazla yaşam doyumuna sahip olabilmektedir. Dünyanın insanlara sunabileceği her türlü konfora ve paranın satın alabileceği her şeye sahip olanlarla, ineğinden sağdığı sütü içen ve kuru otlardan yapılmış kulübelerde yaşayanlar arasında son derece küçük farklar vardır. Parayla mutluluk satın almak mümkün değildir. Temel ihtiyaçları karşılamaya yetecek kadar paraya sahip olduktan sonra, para insana getireceğini düşündüğünden daha az, “fazladan mutluluk” vermektedir. Mutluluk sahip olduklarımızın bize vereceği değil, kendi iç dünyamızda gerçekleştirebileceğimiz bir duygudur. Bir hedef olmaktan çok yolculuğun kendisinden alınacak bir hazdır. Okuyucularımıza, mutluluklarını sevdikleriyle geçirecekleri zamanla pekiştirdikleri ve unutulmaz anılar yaşayacakları “mutlu” bir yaz ve keyifli bir hayat yolculuğu dilerim.

Kaynakça:

  1. Buettner D. Thrive: finding happiness the Blue Zones way. National Geographic; 2010.
  2. Futrelle D. Can money buy happiness? Money Magazine 2005.
  3. Sapolsky R. Sick ofpoverty. Scientific American 2005; 293(6): 92-99.
  4. Tomarken, AI ve ark. Resting frontal brain activity:linkagestomaternal depressionand socioeconomic status among adolescents. Biological Psychiatry 2004; 67.
Oylama: 4.6 (24 oy)
Sending
2 Yorumlar

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir