Futbolda neden yokuz?

“Türkiye bilime inanmayan bir ülke olduğu için, istikrarı yakalaması mümkün değil.”

Deneyimli gazeteci Kubilay Çelik, kısa bir süre önce, Türkiye’de futbol konusunda fikirlerine değer verdiği 20 kişi ile görüşerek “Futbolda Neden Yokuz?” adında bir kitap yayınladı. Bu kitapta benim de görüşlerime yer verdi. Aşağıdaki yazı bana sorduğu ilk iki soruya verdiğim cevapları içeriyor.

Kubilay Çelik: Bizde para var, tesis ve stadyum var. 81 milyonluk bir ülkeyiz; neden futbolda başarılı olamıyoruz? Oyuncu ve çalış­tırıcıları psikolojik açıdan bize anlatabilir misiniz?

Prof. Dr. Acar Baltaş: İşin psikolojisinden değil, fizyolojisinden başlamak lazım. Psikolojisi, arkadan gelen bir şey. İstikrar devamlı­lıkla mümkün. Sporda devamlılık da bilime dayanmakla mümkün. Türkiye esas olarak, bilime inanmayan bir ülke olduğu için, istikrarı yakalaması mümkün değil. Gazetelere de yansıyan basit bir örnek verecek olursak: “Bireysel sporların birinde güç testi yapılıyor. Bu işi yapan hoca diyor ki: Normal olarak 30 saniyelik bir güç testi­nin sonunda, olimpiyat düzeyindeki bir oyuncunun, gücünün %20 -25’ini kullanmış olması gerekirken, bizim oyuncularımız %60’ını kullanıyor. Şimdi seviye bu olunca; hiçbir psikolojik faktör, gücü­nün %60’ını kullanmış olan bir sporcuyu, gücünün %20’sini kullan­mış olan bir sporcunun önüne geçiremez. O zaman, yapacağımız her şeyin bilime dayanması gerekiyor. Örneğin Çine bakacak olur­sak; Pekin Olimpiyatları’nı organize edeceğini açıkladıktan sonra, belli branşlarda dünyanın en iyi hocalarını ülkesine getirerek, olim­piyatlardan o güne dek kazanmadığı kadar madalya kazandı. İn­giltere her olimpiyatta madalya sayısını düzenli olarak artırır. Son Rio Olimpiyatları’nda da en yüksek düzeye çıktılar. Amerika’nın altındalar ama büyük bir ihtimalle hedefleri, gelecek olimpiyatlar­da Amerikalıları geçmek olacak. Geçerler geçemezler, orasını bile­mem ama hedef bu.

Gelelim Türkiye’ye… Türkiye de olimpiyatlara aday oluyor ama ne olimpik sporu var, ne olimpik seyircisi var, ne de olimpik bir düşünce yapısı var. Dolayısıyla, olimpiyatlara aday olmaya ka­rar verdiğimizde, olimpiyat stadı yapma gibi bir kafa yapımız var. Orada böyle işe yaramayan bir yatırım (Olimpiyat Stadyumu) öyle duruyor. Yani arkanızı, sırtınızı bilime dayamadığınız hiçbir yerde psikolojik faktörlerle öne geçmek diye bir şey yok. Psikolojik fak­törler; koşullar birbirine yakın olduğu zaman, zihinsel ve mental olarak daha iyi hazırlanmış olan ve diğerinin önüne geçirmeye ya­rayacak olan süreçleri içerir. Şimdi burada en baştan başlayarak; bi­lime sırtımızı yaslamadığımız için, giderek daha az madalya almaya mahkûm bir hale geliyoruz. Türkiye’de bırakın futbolu, sporun her branşında, olimpiyatlara baktığımız zaman karnemiz giderek kö­tüleşiyor. Bunu yabancı (devşirme) sporcularla telafi etmeye çalışı­yoruz. Yani biz kaç madalya alıyorsak; ya bunların çoğunu yaban­cı sporcularla alıyoruz, ya da doping yapmış sporcularla alıyoruz. .Bunlar da sonunda geri alınıyor. Futbola gelmeden önceki temel spor anlayışımızla ilgili olan tarafı bu.

Gelelim futbola… Bu açıdan baktığınızda; Türkiye’nin en yük­sek başarı gösterdiği döneme bakacak olursak, bu Galatasaray’ın al­dığı UEFA Kupasıdır, Şampiyonlar Şampiyonu unvanıdır. Ve 2002 yılındaki Milli Takım’ın Dünya Üçüncülüğü ‘dür. Şimdi buraya gi­den yolda, dört yıl aynı hocanın, aynı takımı çalıştırmasının getir­diği bir istikrar görürüz. Sorunun cevabı da çok basittir: İstikrar! Bu istikrarı ve düzeni kurmadıkça, her sene hoca değiştirdikçe, se­nenin ortasında hoca değiştirerek çözüm aradıkça, varabileceğimiz en iyi yer burasıdır. Buradan da hep daha geriye gideceğiz. İleriye değil. Onun için bir İzlanda, bir Belçika gelip, bizi devirip geçiyor. Mesele, insan sayısında değil. Mesele anlayışta. O anlayışı da, o ül­kedeki insanların insanlığında görüyorsunuz. Sokaklarının temiz­liğinde, yollarının ve altyapısının düzeninde görüyorsunuz.

Yurt dışına yeterince futbolcu gönderemiyoruz; gidenler de geri dönüyor. Bunun psikolojik bir yönü var mı?

Yetenekli bir futbolcunun, yeteneğini sahaya yansıtması ve bunu uzun yıllar sürdürmesi zihinsel ve ruhsal olarak şöhretini taşıya­cak hazırlığa sahip olmasıyla mümkündür. Benim gördüğüm genç futbolcular, para kazanıp şöhretli olurlarsa, bütün sorunlarının çö­züleceğine inanıyorlardı. Sözünü ettiğim zihinsel ve ruhsal hazır­lığın altyapıda başlaması gerekir. Futbolcu büyük takım veya Milli Takım düzeyine çıktıktan sonra erdemlerini değil, yanlışlarını ge­liştirmeye başlar.

Kendi liglerimizde oynayan ve Türk ismi taşıyan oyuncuların zaten yarısı yurt dışının altyapılarından yetişmiş gençlerdir. Yani ülkemizdeki anlayış, dünya standardında sporcu yetiştirmeye uy­gun bir anlayış değil. Psikoloji daha sonra geliyor. Önce bir kere insanların yeterliliğini sağlayabilirseniz, o yeterlilik, psikolojik fak­törler eksikse, onları telafi etmek yönünde girişimlerde bulunur.

Birincisi: Bizde oyuncular yurt dışında oynayacak düzeyde de­ğil. İkincisi: Yurt dışında oynayacak düzeyde olan oyuncularımız, Türkiye’de kazandıkları paranın yarısını orada kazanmaya razı ol­maları gerekir. O da gerekli bir şey değil. Yani Türk oyuncular Tür­kiye’nin içinde geçerli bir değer taşıyor. Yurt dışına çıkmaları için ya kendilerini çok geliştirmeleri ya da az paraya oynamaları gerek. Bu ikisi olmayınca, o zaman bizde içeride oynarız.

İngiltere’de veya İspanya’da diyelim 10’ar tane yabancı futbolcu oynuyor. Bu kadar yabancı futbolcu oynuyor ama soyunma oda­sında hepsi İngilizce konuşur. İspanya’da oynayan yabancı oyun­cuların yarısı zaten Latin Amerika’dan geliyor. Bunlar da İspanyol­ca veya Portekizce konuşuyor. Bunların dışında gelenler de hızla İspanyolca öğrenir. Aynı şey Fransa için de geçerli. Yurt dışından gelenlerin hepsi Fransızca konuşur. Dolayısıyla siz bir kere soyun­ma odasında dil birliğini sağlamazsanız, soyunma odasında hoca konuşurken 5 veya 6 dilde tercüme yapılan farklı sesler duyarsa­nız, herkesin dikkati dağılır. O tercüme yapanların yeterliliği ne ki hocanın söylediğini tam olarak tercüme ediyor olsun. Hoca konu­şuyor, bir bakıyorsunuz soyunma odasında bir uğultu. Her kafadan bir ses çıkıyor. Yani, “İngiltere’de 10 tane yabancı futbolcu oynuyor” ile “Türkiye’de 10 tane yabancı futbolcu oynuyor” aynı şey değil.

Kubilay Çelik 
A7 Kitap

https://www.a7kitapstore.com/product-page/futbolda-neden-yokuz

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.