Günlük Hayatta Değerler

12515685

Geçen yazım “Değerlerin Değeri” başlığını taşıyordu. Gelecek yazı ise ağırlıklı olarak kurumsal hayatı, ancak doğal olarak gündelik hayatı da içine alacak. “Değerlerin Değeri”, alışık olduğumdan daha fazla ilgi gördü. Bazı dostlarım “laik eğitim sisteminin” değerlerinin farkında olmayan bireyler yetiştirdiği konusunda, kendilerince haklı serzenişlerde bulundu.

Önce konuyu politik doğrulardan arındırarak kendimce doğru çerçeveye oturtayım. Bugün Türkiye’de sistemli olarak değer eğitimi veren iki kurum vardır. Bunlardan birincisi Silahlı Kuvvetler bünyesinde yer alan askeri liseler ve harp okullarıdır. Diğeri de Diyanet’in denetiminde olan veya olmayan kuruluşlardır. Bu iki kurumda da sistemli bir değer eğitimi verilir. Bugün kıyametin cami ile kışla arasında kopmasının nedeni de budur.

Misyon

Bu kurumların eğitiminden geçmiş olan bireylere “hayattaki varlık sebebin nedir?” sorusunu sorduğunuz zaman, kelimeleri farklı seçilmiş olsa da, çok açık birer cevap alırsınız. Birinci gruptakiler “Vatana ve millete hizmet ve gerekirse ölmek”, ikinci gruptakiler ise “İyi bir Müslüman olarak yaşamak” der. Oysa birlikte çalıştığım grupların yüzde seksenini oluşturan beyaz yakalı, yaşları 35-45 arasında değişen orta ve üst düzey yöneticiler hayattaki varlık sebeplerini tanımlamakta çok zorluk çekerler, sonunda da çok kere, “mutlu ve başarılı olmak” veya “ailemin ihtiyaçlarını karşılamak, çocuklarıma iyi bir gelecek sağlamak” gibi genel bir ifade ortaya koyarlar.

Değer eğitiminden geçenlerle geçmeyenler arasındaki temel fark burada ortaya çıkar. Değer eğitiminden geçenler, hayatlarını kendilerini aşan bir amaca hizmet edecek şekilde düzenlerler. Böyle bir eğitimden geçmeyenler de, “kendileriyle sınırlı” bir yaşam sürerler. Diğer deyişle, kendileri için yaşarlar.

Kendileri için yaşayanların hayatlarına yön veren; merkez medyada Cuma, Cumartesi, Pazar eklerinde yer alan ifade ve yaklaşımlardır. “Mümkün olduğunca çok eğlen, marka giy, şık görün, “in” olan yerlerde gözük, sakın şişmanlama, hayatın tadını çıkart, yaşlanma vb.” Bir düşünür “kendisi için yaşayanın ölümünden dünya karlı çıkar” demiştir.

Geçerli Değer “Başarı”

Değer eğitiminden geçmeyen aileler çocuklarına çok değer verir. Ancak sofrada konuşulan tek konu çocuğun okul başarısıdır. Çünkü okul başarısının çocuğu iyi bir meslek sahibi yaparak güç, statü ve para kazandıracağı düşünülür. Her aile çocuğunu, “Dünyada herhangi bir konuda en iyi olacak bir çocuk yetiştirmek” gibi, gerçekleşmesi imkansız bir hayalle büyütür. Sofrasında sadece okul başarıları konuşulan bir çocuk, değeri ile başarısını özdeşleştirir. Değerli sayılması için başarılı olması gerektiği inancı bilincinin derinliklerine yerleşir. Başarısız olduğu zaman da önce nedeni kendi dışında arar, sonra yalan söyler, sonra da fırsat varsa hile yapar. Yakalanırsa da utanmaz ve “Ne var herkes yapıyor!” der. Bu anlattıklarım kuramsal yaklaşımlar ve benim kişisel görüşlerim değildir. Ben ve arkadaşlarım bu çıkarımlara sebep olan davranışları, eğitim ve gelişim çalışmalarımızdaki simülasyonlarda ve vaka çalışmalarında sürekli olarak gözlemliyoruz.

Bugün önemli bir bölümü bu dünyadan göçmüş, bir bölümü de son yıllarını hayretler içinde kalarak yaşayan bazı büyük anne ve büyük babalarımız değer eğitimini almakla kalmayıp bu eğitimin neferleri oldular. Aralarında devlet memuriyetinde bulunmuş ve “mahrumiyet bölgelerinde” görev yapmış olanlar; oralarda yaptıkları görevi Cumhuriyet’in yaktığı kültür meşalesi ile “karanlığa ışık götürmek” ve kendilerini de, “aydınlanma ateşini yakacak kıvılcım” olarak görüyorlardı. Bu insanlara da sormuş olsaydık, hayattaki varlık sebeplerini, “vatana ve millete hizmet etmek, vatan için hayırlı bir evlat olmak” olarak tanımlarlardı. Bu nedenle de her sabah okula başlarken sınıfta “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye and içiyorlar ve buna uygun yaşıyorlardı.

Kendini aşan amaca hizmet

“Enerji Kaynakları ve Bilinç Düzeyleri” diyagramına bir kere daha bakılırsa (Şekil 1), fiziksel ve duygusal ihtiyaçların karşılanmasının sadece kişinin kendisine yarar sağladığı görülür. Oysa maneviyat herkese yarar sağlama potansiyeline sahiptir. Maneviyat kişinin kendisini aşan bir amaca hizmet etmesidir. Bunun ifadesi de, “vatana ve millete hizmet etmek” veya “iyi bir Müslüman olarak yaşamak” cümlelerinde kendisini açık olarak ortaya koyar.

Şekil 1. Enerji Kaynakları ve Bilinç Düzeyleri (Barrett, 1998)*

Din maneviyat için çok iyi bir araçtır. Kişiye uyması gereken bütün kurallar bir el kitabı olarak sunulur ve kişiden buna uygun yaşaması beklenir. Çünkü doğru olmayan davranışları Allah görür ve cezalandırır.

“Din olmadan maneviyat olur mu?” sorusu çok kere akıl karıştırır. Din olmadan da maneviyat olur. Bunu sağlayacak olan “vicdan”dır. Vicdan sahibi kişi, “Doğru olmayan davranıştan kaçınmamın sebebi beni birinin görme ihtimali değil. Kimse görmese de, ben ne yaptığımı bileceğim” der ve yanlıştan uzak durur. Ancak bunun için vicdan gelişimine yatırım yapmak gerekir. Sofrada sadece başarılı olması sonucu değerli olacağına inandırılan çocuk, büyüdüğü zaman kendisi için yaşar, gerisini de umursamaz. Eğer bir çocuk sofrasında; “Bu hafta kime iyilik ettin? Bu hafta hangi arkadaşına yardımcı oldun? Sahip olduğun için mutluluk duyduğun ne var? sorularına muhatap olursa, vicdan gelişimi ve kendisinden başkalarını da düşünmek konusunda bir farkındalık kazanır. Böyle bir çocuk dünyayı değerli ve yaşanılır kılanın parayla sahip olunan şeyler olmadığını bilir. Aileler de böylece “Dünyada en iyi olacak bir çocuk yetiştirmek” gibi imkansız bir hayalin peşinden gitmek yerine “Dünya için iyi olacak bir çocuk yetiştirmek” gibi çok daha gerçekçi ve hayırlı bir amaca yönelirler.

Sonuç

“Enerjimizi nereye koyarsak hayat orada gelişir”. Vicdan gelişimine yatırım yapmadan vicdanın gelişmesini beklemek bir hayaldir. Böylece de herkes “lafta ve sözde doğru ve namuslu” olur. Tehlike, tehdit, haz ve menfaatin olduğu her durumda kendisine yarar sağlayacak olanı seçer. İyi Müslüman olduğunu düşünenler de farklı davranmaz, şekilsel şartları yerine getirmeyi yeterli bulurlar ve kadim öğretinin yüzyıllar içinde geliştirdiği felsefenin bütünüyle dışında yaşarlar. Unutmayalım ve çocuklarımıza düzenli olarak hatırlatalım; bugün özgürce ve utanmadan aldığımız her nefes, bunu bize sağlamak için son nefesini verenlerin eseridir. Bu eserin sahipleri “kendini aşan bir amaca hizmet” etmiştir.

Kaynaklar:

* Barrett, R. Liberating the Corporate Soul, Butterworth-Heinemann, 1998

Etiketler:,
Yorumlar

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.