Ne Kadar Tehlikeliyse O Kadar Zevkli

kumar.jpg_6815752[1]

Önceki yazımızda yeni Türkçe’de ”aç gözlülük” denilen eskilerde ise ”tamah” olarak adlandırılan, insan yönelimi üstünde durmuş ve düşünce sürecimizi kontrol eden iki farklı beyin işlevini konu etmiştik. Bunlardan biri akıllı ancak zayıf ve yavaş olan ”düşünen beyin” (reflective brain); diğeri ise aptal ancak güçlü ve hızlı olan ”hisseden beyin” (reflexive brain). Hisseden beyin, beynin düşünen bölgesini temsil eden kabuğun (serebral cortex) altındadır ve beyinin hisseden bölgesi olan limbik sistemle zengin bağlantıları vardır. Bu bölge yemek, cinsellik, sosyal statü ve para gibi haz veren şeyleri tanır.

Bütün memelilerin sahip olduğu limbik sistem bir deniz feneri işlevi görür. Hayatta kalmak için ödüle yönelmek ve riskten kaçınmak. Bu bölgede çevreden gelen uyaranlar hızla değerlendirilir ve ”haz” veya ”korku” duyularına çevirerek bedeni bunlara tepki vermeye hazırlar. Bu bölgenin verdiği alarm işareti saniyenin onda birinden daha hızlı çalışır. Oysa bu süre içinde beynin ”düşünen” (bilinçli) bölümü henüz bu uyarana cevap vermeye hazır değildir.

İnsanın ağırlığının %2 sini oluşturan beyin, aldığımız toplam kalorinin % 20 sini tüketen, sabit gideri çok yüksek bir organdır. Belki de bu nedenle uyaranları bilinç altı (eşik altı) düzeyde tutarak tepki vermez. Prefrontal korteks beyinin CEO sudur. Bu bölge geçmiş deneyimleri anlamlı kategorilerde toplar, çeşitli bilgi parçacıklarını anlamlı bir bütün haline getirir ve geleceği planlar. Düşünen beyin (reflective brain) analitk düşünceyi harekete geçirir ve ”dur bakalım” der. 565 de 13 çıkartarak geriye saymak için düşünen beyine ihtiyaç vardır ve bu hisseden beyinin sezgileri ile cevaplandırılamaz.

Ödül Körleştirir

Beklenti hisseden beyinde ödülün boyutuyla doğru orantılı olarak yüksek enerji deşarjına neden olur. Brian Knutson, hisseden beynin bu ödülü elde etme ihtimaliyle pek ilgili olmadığını ortaya koymuştur. Bir yatırım sırasında , hisseden beyin ”ödülü kazanma ihtimali ne?” yerine, ”ödülün büyüklüğü ne kadar?” diye düşünür.

Bunun sonrasında kişi, kazanılacak para ne kadar büyükse, tamahın derecesi de o ölçüde artar. Ne yazık ki, bu sırada, bu ödülü kazanma ihtimalinin ölçüsünü hiç hesaba katmaz.

Yılbaşı çekilişlerinde ortaya koyulan ikramiye miktarı, o ikramiyeyi kazanma ihtimalinin düşüklüğüne rağmen insanları cezbetmeye devam eder. Bu ikramiyeyi kazanma ihtimalinin, basılan biletlerin sayısına paralel olarak yüz binde birden, on milyonda bire çıkması, milli piyango biletine olan talebi azaltmaz tam tersine artırır. Hisseden beyinin yılbaşı çekilişinde 24 milyon dolar karşılığında Türk Lirasına sahip olma hayali, düşünen beynin bunun gerçekleşme ihtimali üzerinde düşünmesini engeller.

Lovenstein, hisseden beynin en hızlı değerlendirdiği ödülün ”para” olduğunu söylemiştir. Hisseden beyin, para desteleriyle ne yapacağını hayal ederken, düşünen beynin bunun ne kadar mümkün olduğunu düşünmesini engeller.

Bu bulgular hisseden beynin, kazanç ihtimalinin ufukta belirdiği durumlarda, kişiyi zor durumda bırakacak yatırım kararları almasının nedenlerini açıklamaktadır.

Risk Almanın Verdiği Haz

Hisseden beynin insan davranışına yön veren özeliklerinden birisi de, sadece olmuş olana değil de, olabilecek olanı değerlendirmesidir. Bunun gündelik hayattaki anlamı şudur: Para kaybedebilecek olma ihtimali, para kazanmayı daha zevkli hale getirir. Bu da kumar düşkünlerinin davranışlarını açıklamak açısından önemli bir ipucudur. Ancak borsa yatırımcılarının durumu da bundan farklı değildir.

2002 Nobel Ekonomi ödülünün sahibi Daniel Kahneman, Harvard Tıp Fakültesinden Hans Breiter ile birlikte yaptığı çalışmada bu durumu değerlendirmiştir. Bu çalışmada araştırmacılar oluşturdukları çarkıfelek benzeri şans toplarının birincisinde deneklere 10 $, 2,5 $ veya 0(sıfır) kazanç; ikincisinde 2,5 $ kazanç, 0 (sıfır) veya 1,5 $ kayıp; üçüncüsünde 0 (sıfır), 1,5 $ kayıp veya 6 $ kayıp ihtimali sunmuşlardır.

Bu durumda hisseden beyin, doğrudan kazanma ihtimaline odaklanmak yerine, bu durum muhtemel kazançlarla eşleştirmektedir. ”İyi” şans topunun gelmesi, kaybetme riski olmaksızın 10 $ kazanma fırsatı sunmaktadır. Benzer şekilde ”orta” şans topu 2,5 $ kazanma fırsatıyla birlikte 1,5 $ kaybetme riskini de beraberinde getirmektedir. Hisseden beyin için bu durum, sadece kazanç ihtimalinin olduğu duruma göre çok daha uyarıcı ve heyecan vericidir. ”Kötü” şans topunun çıkması ise tehlike ve korku bölgesi olan amigdalanın aktive olmasına neden olmaktadır.

Bu çalışmalar kaybetme ihtimalinin, kazancı çok daha değerli kıldığını ortaya koymaktadır. Evrim sürecinde insan beyni, ödülün bir risk sonucu elde edilmesini, daha büyük bir dikkat sonucunda gerçekleşmesi gerçeğiyle yapılanmıştır. Belki de bu nedenle ancak dikenlerine dikkat ederek koparacağımız gül, aşığa verilecek değerli bir armağan olmuştur.

Bu noktada önemli bir belirleyici de kişiliktir. Beş Faktör modeline göre kişilikteki beş büyük belirleyiciden biri, ”tedbirlilik”tir. Tedbirlilik boyutunda düşük olan kişiler, daha kolay ”ödül” beklentisine girebilmekte, tehlike riskleri daha kolay göz ardı edebilmektedirler. Buna karşılık tedbirlilik düzeyi yüksek olan kişiler ”ödül” beklentisiyle birlikte, ödüle eşlik eden muhtemel tehdit ve riskleri daha ayrıntılı değerlendirme eğiliminde olmaktadırlar.

Sonuç

Psikoloji disiplini, gerek tıbbi görüntüleme alanındaki gelişmelerin sunduğu imkanlar, gerekse ”kişilik psikolojisi” gibi kendi alt disiplinindeki gelişmelerle, insanın ”akıl dışı” gibi gözüken davranışlarının da ”öngörülebilir” olduğunun anlaşılmasına yardımcı olmaktadır.

Kaynaklar bir önceki yazıda belirtilmiştir.

Sending
User Review
0 (0 votes)

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.