Nokta Dergisinde Acar Baltaş

Nokta_Kapak_Subat16

NOKTA | Pervin METİN

Kent hayatının, avuç içi kadar oyun alanlarına mecbur bıraktığı, anne – babanın gündelik hay huyundan arta kalan ‘an’larıyla yetinmeye zorladığı, bakıcı ve bir oda dolusu oyuncak eşliğinde sosyalleşen bir nesil yetişiyor.

Büyük şehirlerin hareketsizleştirip tembelleştirdiği, günün neredeyse tamamını evde oyun oynayarak geçiren, enerjilerini boşaltacak alternatiflerden yoksun büyüyen şanssız çocuklar onlar. Ruh bilimciler, bu durumu çocuk gelişiminde “handikap, eksiklik” olarak görüyor.

Ebeveynler, tehlike çanları çalmadan onları hayata, kendi hayatlarına ne şekilde dahil edip, çözümler üretmeli?

Kırsalda büyüyen ve çalışan çocuklar, şehirlerde yaşayanlara göre daha mı sağlıklı ve şanslı?

Çocuğun çalıştırılması istismar mı, eğitim sürecinin önemli bir parçası mı?

Psikaytri uzmanları ve eğitimciler, bu soruların cevabını NOKTA okurları için verdi. Ortaya farklı ve ilginç tespitler çıktı…

Kent Çocuğu Enerjisini Kullanamıyor

Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş, kentte yaşayan çocukların enerjilerini kullanamadığını, bunun “handikap ve eksiklik” olduğunu vurguluyor. “İkinci handikap, sürekli hayatlarını düzenleyen ebeveynlerle çevrili olmaları” diye devam ediyor sözlerine. “Anneler, tüm hayatlarını ya da imkanlarını, çocukların hayatını maksimum dolduracak şekilde planlıyor.

Bunun sonunda, kendi başına bir şey yapmamış, hayatında hiç sorumluluk almamış çocuklar ortaya çıkıyor. Okula yetişme sorumluluğu dahi olmayan bu çocuklar, iş hayatına atıldığında her sorunun çevresindekiler tarafından çözülmesini bekliyor.

Kendiliğinden hareket etmeyen, değeri başarıyla özdeş gören, başarılı olamadığında sebebi önce dışarıda arayan sonra yalan söyleyen sonra da hile yapan bir genç kuşak yetişiyor.”

Ahır Temizlemek Onun İçin Hayatın Bir Parçası!

Kırsaldaki çocuğun, üç yaşından itibaren ailenin hayatına kaktı yapmaya başladığını söyleyen Prof. Dr. Baltaş’a göre, bunun adı istismar değil sorumluluk: “Dört – beş yaşındaki çocuk hayvanın pisliğini, ahırı temizleyebiliyor. Onu pislik gibi değil, ailesine katkı, hayatın bir parçası olarak görüyor. Bu istismar değil, ailenin hayatına katkıdır, sorumluluktur.

Bu tür çocuklar, potansiyellerini hayata daha çok yansıtma imkanına sahipler ancak dezavantajları, eğitim imkanından yoksun olmaları. İyi eğitim imkanlarından, fırsat eşitliğinden faydalanamıyorlar. Yine de bakın kendi çevrenize! Ailesinin, köyünün ilk okumuş çocuğu olan, okumak için mücadele etmiş, yol yürümüş insanlar, hayatla ilgili daha çok sorumluluk alan insanlardır.”

Yaz Okullarına Asla Göndermeyin Çalıştırın!

“Benim aileleri sarsan, şaşırtan önerilerim olacak” diyen Prof. Dr. Baltaş, şöyle devam ediyor: “Diyorum ki, 13 yaşından itibaren çocuklarınızı yaz mevsiminde mutlaka bir ya da bir buçuk ay çalıştırın.

Paranın kıymetini bilmesi için değil insan ilişkilerinde sınırın nereden geçtiğini görmeleri için. İkincisi ise çocuklarınızı asla yaz okuluna göndermeyin. Çünkü yaz okulları, çocukların cinsel bilgilerini geliştirdikleri, kötü alışkanlıklar kazandıkları yerlerdir. Dünyanın her yerinde böyledir, değişmez. Çok istisnai örnekler olabilir. Bunun yerine çocuğunuzu çalıştırın diyorum. Hayatla ilgili sorumlulukları olmalı.”

Çok Oyuncak Yerine Birlikte Duvar Boyayın!

Prof. Dr. Baltaş, çocuğa oyuncak dışında farklı alternatifler yaratılabileceğinin de altını çiziyor: “Oyuncaklar, boyutları ve sayıları itibariyle evden taşıyor. Daha bir yaşındaki çocukların oyuncaklarını bir oda almıyor.

Böyle bir şeyin sağlıklı olmasına imkan var mı? Çocuklar bir süre sonra sadece paketlerini yırtıyor, içine bile bakmıyor. Böyle çocukları, büyüdüklerinde ne tatmin eder ki? Diyelim ki, baba evde boya yapıyor. Çocuğun eline bir fırça verip bir duvarı da ona boyatsın. Çok oyuncak yerine buna benzer aktiviteler, çocuk için eğlenceli olabilir. İkincisi sofrada ‘kaç aldın, kaçıncı oldun’ gibi şeyleri konuşmak yerine ‘Bugün hangi arkadaşına yardım ettin? Senden daha az şanslı insanlara ne kattın?’ diye sormak lazım.”

Oyun Büyük Bir Terapidir Ama…

Eğitim Uzmanı – Psikolojik Danışman Aylin Çalışkan ise, bir annenin mektubundan örnek vererek şu değerlendirmeyi yapıyor: “13 aylık çocuğunu oyalayamadığını, hiçbir aktiviteyi yaptıramadığını, hiçbir şeyi öğrenemediğini söylüyordu mektupta. Öncelikle şunu belirtmek gerekir, bu yaştaki çocuğun ilgi süresi zaten ortalama 1.5-2 dakikadır. Paniğe gerek yok! Peki anne neden zorlanıyor?

Çünkü onu bahçede oynatamıyor, parkta belirli bir süre vakit geçirebiliyor. Hayat şartları nedeniyle evde oynatmak zorunda kalıyor. Bir oyun bitiyor ötekisi başlıyor. Bunun şöyle bir dezavantajı var. Çocuk tek başına kalamıyor, kendi kendine oyun oynamayı öğrenemiyor. Bu açıdan şehirli çocukları şanssız olarak değerlendirebiliriz.

Şunu unutmamak gerekir ki, oyun en büyük terapidir ve eğer çocuğunuz tek başına oyun kurduysa lütfen araya girmeyin, istediği gibi oynasın. Çünkü oyunla içsel benliğiyle konuşmayı, iç iletişim kurmayı öğreniyor. Gergin miyim, mutlu muyum, annem babam bana ne dedi, hayatı algılayışı, her şey o sırada oyunla yerli yerine oturmaya başlıyor.”

Kentteki Çocuğun Sosyalliği Zorlama!

Kırsaldaki çocuğun doğayla bütünleşik yaşadığını, bu açıdan şanslı olduğunu söyleyen Çalışkan, “Ağaca tırmanıyor, çamurla oynuyor, kuzuların peşinden koşuyor, istediği gibi kirleniyor. Kaygıların, baskıların az olduğu yerlerde büyüyen çocukların ruh sağlığı kendine özgü, sağlıklı olur. Toprağı deşip solucanlarla oynayan çocuk daha mutludur. Zımba gibidir.

Kentlerde büyüyenlerde ise tembellik, uyuşukluk, hırçınlık görülebilir. Çünkü doğalarından uzaklaşıp yetişkin gibi yaşıyorlar. Ayrıca kentteki çocuğun sosyalliğini yapay, zorlama buluyorum. Çocukların baskı altında olduğunu, sosyalleşme kaygısının annelerde aşırı derecede kaygı yarattığını düşünüyorum. Ailelerin dikkat etmesi gereken en önemli şey, çocuğun doğasını iyi okumak. Çocukların yaş özelliklerini bilip, nasıl öğrenir neye ilgi duyar buna göre davranmalılar” diye konuşuyor.

Evde Çocuğa İş Yaptırmak İstismar Mı?

Çalışkan, Montessori eğitim felsefesini benimsediğini, hayatı bir bütün olarak gördüğünü söyleyerek, çocuğun gelişimi ile ilgili önemli ipuçları veriyor: “Çocuk hayata katılmalı. Hayatı kolaylaştırmak, çocuğunuza öğretmek istiyorsanız küçük adımlarla bunu başarabilirsiniz. Yatağını kendi ulaşabileceği şekilde yapın, elbiselerini kendi ulaşabileceği boyda rafa asın.

Ben oğluma mutfakta küçük bir raf yaptım. Orada kendi bardakları, tabakları bulunur. İstediği zaman kendine bir şey hazırlayabiliyor. Onun kullanabileceği gıdalar, yiyecekler hep alt raftadır. Odasının dışında evin hemen hemen her tarafı bu şekildedir. Öte yandan evde iş yaparken ondan yardım istediğim zamanlar oluyor. Yatağın örtüsünü beraber örtüp, yastıkları beraber kabartıyoruz. Bazen yerleri süpürmesini bile istiyorum. Bu çocuk istismarı değildir. Tam tersine yetilerinin, becerilerinin gelişimi için böyle alıştırmalara ihtiyaç var. Ayrıca oyun dışında eğlenceli bir alternatif. Çamaşır asıyorsanız mandalları ondan isteyin, ‘Kırmızı mandalı ver, sarı mandalı ver’ şeklinde.”

İşbirliği Yapmak Değerli Hissettirir

Çalışkan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Oğlumla işbirliği yaptığımda mutlu olduğunu rahatlıkla görebiliyorum. Böyle durumlar, kendini değerli hissettirir, işe yaradığı duygusu aşılar. Kendini gerçekleştiriyor, anne baba tarafından değer verildiğini görüyor. Yarın öbür gün, evden ayrıldığında yaşamını gerçekleştirmesi için fırsat da tanımış olursunuz. Onun emeği üzerinden para kazanmadığın, sömürmediğin sürece sorun yok. Bunlar olmadığı sürece çocukların çalıştırılmasını karşı değilim.”

Çocuklar Mecburen Tembelliğe Yöneliyor

Psikiyatri Uzmanı Dr. Barış Önen Ünsalver de, çocukların şehirlerde mecburi bir tembelliğe yöneldiğine vurgu yapıyor. Nedenlerini ise şöyle sıralıyor: “Oyuncakları var ama onlarla vakit geçirdiklerini sanmıyorum. Bence oyun oynayamıyorlar, mahrum kalıyorlar. Mesele burada zaten. Daha oynayabilseler enerjilerini boşaltabilecekler. Oyun ya da oyuncak dediğimizde bir başkasının yaratmış olduğu bebekler, muhteşem arabalar var. Çocuğun hayal gücüne gerek yok. Çocuk onunla biraz vakit geçiriyor. Çünkü kendini eksik ve yetersiz hissediyor karşısında.”

Farklı Otoriteler Tanıması İçin Çalıştırın

Psikiyatrist Ünsalver de, çocukların belli bir yaştan sonra çalışmasından yana. Ünsalver, “Sorumluluk almayı, kısıtlılık halini öğrenebilmesi için önemli bir deneyim. Belli saatler altında bir yerde bulmak, orada bir yöneticinin kontrolünde olmak kuralları, sınırları, farklı otoritelerle ilişki kurmayı öğrenmesi demek. Çünkü çocuklar, anne -baba ve öğretmeni otorite olarak tanıyor.

9 yaşındaki bir çocuğum olması ve özel bir kurumda eğitim alması sebebiyle, öğretmenlerin pek de otorite kuramadığını gözlemliyorum. Öğretmenler saygınlığını koruyamıyor. Sanırım şehirde yaşayan velilerin zorlamaları da buna yol açıyor. Öte yandan öğretmenleri adeta sezonluk işçi gibi kiralıyorlar. Sene sonunda sözleşmelerinin yenilenip yenilenmeyeceği belirsiz.

Bu nedenle işlerini kaybetmek endişesiyle tavizkar davranabiliyorlar. Sonuç olarak çocuklar sınırların, ödülün, cezanın öğrenildiği okulda bile bu ortamı çok iyi göremiyor.

Eğer çocukların budanması, kısıtlanması için aile ve okul ortamı yeterli değilse, yarı zamanlı işlerinin olması, yazın çalışması bence faydalı olur. Avrupa ülkelerinde, özellikle Amerika’da çocuklar küçük yaşlardan itibaren kütüphane, fast-food restoranlarında çalışarak, gazete dağıtarak hayata dair bilgiler ediniyor, zorlanmayı görüyor.

Yoksa 23 yaşında, hayattan ne istediğini bilmeyen ya da üniversiteyi bitirmesine rağmen kendini ilkokul öğrencisi sanan yetişkinlerle karşılaşıyoruz” diyor.

Aileler Çocuklarına Acıyor!

“Asıl sorun onların yetişkin hayata geçişinde oluyor. Ya hayata küsüyor, kendi inlerine çekiliyorlar ya da başkalarının kuyusunu kazan kişilere dönüşüyorlar” diyen Ünsalver, aileleri koruyucu olmamaları konusunda uyarıyor: “Çalışarak bir şeyler elde etmenin hem keyfini hem de önemini küçük yaşta görememiş oluyorlar. Sorumluluğu öğrenemedikleri için önlerine bir sorumluluk geldiğinde bir ton yük almış gibi hissediyorlar. Önemli olan ailelerin koruyucu olmaması. Çocuklarına acıyorlar. Bir işte çalışmalarını ızdırap verici bir şey gibi düşünüyorlar. Aslında bu bir çeşit eğitim. Özgüvenin gelişmesi için önemli. Bir işi kendi başıma yapabiliyorum, kendi paramı kazanabiliyorum. Olumlu bir benlik oluşması için de önemli.”

Oyun Fazla mı Gelir Endişesi Yersiz Ama…

Türkiye Psikiyatri Derneği Medya Koordinatörü Doç. Dr. Burhanettin Kaya’ya göre ise oyun çocuğun hayatında çok önemli bir yere sahip. “Oyun acaba fazla mı gelir?” endişesinin mantıklı olmadığı belirttikten sonra “ama” diye ekliyor: “Hayatında sadece oyun var, bunun dışında diğer etkinlikler yoksa, bu tabi ki sorun olabilir.

Mesela kitap okuması, aile ilgili bazı etkinlikler yürütmesi, bir şeyler izlemesi, yanında da her yaş dönemine göre uygun oyunlar seçilmesi gerekiyor. Belirtmek gerekir ki, çocuğun gelişim dönemlerinde oyunun önemli olduğu evreler var. Oyun, çocuğun haz aldığı, kendini iyi hissettiği, gerçekleştirdiği bir etkinlik olma yanında, özelliğine göre zihinsel ve bedensel gelişimine katkıda bulunan bir etkinliktir de. Oyun aynı zamanda sosyalleşmesi açısından önemli.”

Bilgisayar Oyunları Yalnızlaştırıyor!

“Kentlerin ne yazık ki çocukların oyun oynamasına, oyun oynayarak zamanlarını değerlendirmesine, sosyalleşmesine, gelişmesine izin veren bir özelliği yok. Birçok ülkede, yerleşim bölgelerinde çocuk oyun alanları, spor alanları, evler arasında oynayabileceği geniş alanlar görürsünüz.Güvenlidir de.

Türkiye’de apartman yaşamıyla beraber giderek kentin merkezindeki yerleşim yerlerinde çocukların oyun alanları azalıyor. O da doğal olarak onları ya riskli sokaklarda oynamaya ya da evde gerçekleştirilen oyunlara itiyor. Evde de oynanan oyunun ne olduğu önemli. Üç dört kişinin birlikte oynadığı, yine zihinsel gelişmeye izin veren oyunlar var.

Bunlar önemli oyunlar. Bir de bilgisayarda tek başına oynadığı, yalnızlaştığı, tekleştiği oyunlara yönelme var. Bu da çocukların sosyalleşmesinin azalmasına, kendi iç dünyasına gömülmesine yol açıyor. Köyde yaşayan bir çocuk, köye özgü oyunlar geliştirir, arazide koşar, hayvanlarla zaman geçirir. Bu anlamda kırsalda olmanın ayrıcalığı var.”

Kolektif Oyunlar Oynanmalı

“Aileler çocuklarla evde, birlikte geçirdikleri zamanlarda, kaliteli, yeterli süre ayırmalılar. Bir saat bile olsa onlarla zaman geçirmeleri, kolektif oyunlar oynamaları önemli.

Hem çocuğun zihinsel gelişimini sağlıyor, hem bir aile olma duygusu veriyor, hem de çocuğun aile ile doyurucu beraberlik sağladığı, önemsendiği duygusunu yaratıyor.

Biliyor ki ailemin önemli işleri var ama bana zaman ayırıyor. Olabilecek tüm uygun zamanlarda çocukların oyunlarına katılacakları ortamlara gitmeleri önemli. Kırsal alanlara, göl kenarlarına, çocuk bahçelerine gitsinler. Birlikte yürüsünler, koşsunlar, oyun kursunlar.

Çocuğun aile ile geçirdiği kaliteli süre, sokakta, evde birlikte oynadıkları her bir oyun, kendini gerçekleştirmesine yardımcı olacak. Bu da ruhsal gelişimini olumlu etkiler. Bu tür etkinliklerle büyüyen, sosyalleşen, sokakta, parkta, evde oyun oynayan çocuk ruhsal açıdan daha olumlu gelişecektir. Sosyal anksiyete daha az ortaya çıkacaktır. Kendini ifade etme şansı artacaktır.”

Orjinal haber için lütfen aşağıdaki linke tıklayınız.
http://www.noktadergisi.info/dosya/oyun-tabusu-yerle-bir-uzmanlar-cocugunuzu-calistirin-h11221.html

 

 

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.