Özgüven mi? Özsaygı mı?

ozguven-ozsaygi.jpg_6815228[1]

Özgüven kavramının kültürümüzde zaman zaman farklı ve hatta çelişkili anlamlar ve çağrışımlar taşıdığını gözlemliyoruz. Biraz da birçok alanda örnek aldığımız Amerikan kültürünün etkisiyle olsa gerek, “kendine güven” duygusuna sahip olmaya pek çok özeniyoruz. Sahalarda kaybedenlerin yenildikleri takımın oyuncularına saldırdıklarına, yenilginin nedenini hakem hatalarına bağladıklarına tanık oluyoruz. Rakibini tebrik eden çok az sayıda örnekle karşılaşıyoruz. Yapıcı, gerçekçi ve girişimci özgüvenle, hayalci, gerçekdışı ve bir bakıma savunmacı özgüveni birbirine karıştırıyoruz. Sonuç olarak kendine güveni bazen olur olmaz dozunu kaçırdığımız bir meydan okuma ve neredeyse bir “kabadayılık” gibi algılıyoruz.

İnsanlar özellikle gençlik yıllarında başarıyı ve mutluluğu ararlar. Başarının mutlaka mutluluk getirmediğini, hedeflere ulaşmanın yetmediğini görünce de, yeni hedefler arayışına girerler. Bu arayış yaşam boyu sürer gider. Gerçek mutluluk, yedi yaşına kadar destekleyici bir aile içinde geçen bir çocukluğa özgüdür. çocuk bu dönemde omnipotan, yani tüm güce sahiptir. Her şeyi kendinde hak görür, her şeyi yapabileceğini düşünür ve ölümsüz olduğuna inanır. Kimi kişiler yetişkin olsalar da olgunluğa eremedikleri için bu özellikleri sürdürmeye çalışırlar. Olgunluğa ulaşanlar ise, gerçeklik duygusuyla tanışır ve her şeyi yapabilir olmak yerine karşılıklılık ilkesini öğrenirler. özsaygı yetişkinlikte olgunluğa erişen insanların sahip olduğu bir özelliktir.

Özgüven başarıya bağlıdır

Abartılı bir özgüvenin biraz da kültürümüze özgü haklı bir nedeni var. Küçük yaşlardan başlayan baskı ve “yanlışları yakalamaya” dönük yaklaşım, insanların kendi potansiyellerini hayata yansıtmaları konusunda ciddi engeller oluşturmaktadır. çünkü çocuğa, sınırları geniş tutulmuş ama iyi tanımlanmış inisiyatif alma fırsatı vermek ve onu bu tür davranışları için ödüllendirmek onun kendini yapabilir ve değerli hissetmesine neden olur. Anne-babanın, çocuğun inisiyatif almasına değer vermesi ve teşvik etmesi, onun kendini yeterli hissetmesini sağlar ve başarı güdüsünü güçlendirir. Yapılan araştırmalara göre, evinin çevresinde kendi başına dolaşmasına, kendi arkadaşlarını seçmesine, yeni şeyler denemesine izin verilen çocuklar, yapıcı bir özgüven, sorumluluk ve başarı duygusuna sahip yetişkinler olurlar.

Çevremizden aldığımız olumlu, tutarlı ve anlaşılabilir tepkiler bize kendimizle ilgili bilgi verir. Neyi yapabildiğimizi neyi yapamadığımızı bilir, kendimizi tanırız. Buna karşılık çevremizden çelişkili ve istikrarsız tepkiler alırsak, her davranışımız için çevremizden onay bekler hale geliriz. Onaylandığımız ya da başardığımız zaman özgüvenimiz artar, onaylanmadığımız ya da başaramadığımız zaman ise düşer. özgüven, “başkaları beni nasıl görüyor” sorusuna cevap verir. Kendimizle ilgili algımız içselleşmez, başkalarının değerlendirmelerine bağımlı kalır. Oysa içselleşmiş benlik algısı, özsaygı ve öz değerin temelidir.

Kendine güven, hayata karşı yapıcı ve olumlu bir bakış açısını ve kendi gücüne inanmayı gerektirir. Ancak kendimize olan güveni değerlendirmede bazen zorluklar yaşarız. örneğin bir mücadeleye, sınava veya yarışa hazırlanırken, bütün süreci yaşanması gerektiği gibi yaşadığımız ve yapılması gereken her şeyi yaptığımız bazı durumlarda başarısız duruma düştüğümüz de olur.Kendine saygı ise, kendini ve sınırlarını kabul etmektir. Kendine saygı bir anlamda gerçeklerle yüzleşmektir. Kişinin neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını, nerede iyi olduğunu, nerede yetersiz olduğunu, başkalarının söylemesine gerek olmadan, kendinin bilmesidir.

“Kendine güven”in bireysel ve ekip başarısı üzerindeki etkisi tartışılmaz, ancak başarıyı devamlı kılmak ve iç huzuruna sahip olmak ancak “kendine saygı” ile mümkündür. Birbirine çok yakın gibi gözüken bu iki kavram bazı noktalarda örtüşse bile gerçekte birbirinden farklıdır ve bu fark günümüzde giderek gözardı edilmektedir.

Özsaygı kendini kabule bağlıdır

Psikoloji tarihinin kilometre taşlarından C.G.Jung; “Mutlu olmak istiyorsan sınırlarını tanı ve onları kabul et”der. Bu sözü çok fazla kişi bilmese de şu mutluluk reçetesi bir yerlerden kulaklara çalınmıştır: özsaygı, “ben kendimi nasıl görüyorum” sorusunun cevabıdır.

“Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmem için güç, Değiştiremeyeceklerime katlanabilmem için sabır, İkisini birbirinden ayırabilmem için de aklı selim (sağduyu) ver.”

Şairin gerçekte istediği bugünün terminolojisi ile zeka (IQ) değil, duygusal zeka (EQ) veya bizim deyimimizle olgunluktur.

Kişinin kendine saygısı, kendini olduğu gibi kabul etmesiyle ilgilidir. Oysa kendine güven başarılı olmaya ve dolayısıyla başkalarının değerlendirmelerine bağlıdır. Her zaman bizden daha iyi olan birileri ile karşılaşmamız mümkün olduğu için başarısız olduğumuz durumlarda kendimize olan güvenimizin de sarsılması kaçınılmaz olur. Buna karşılık kendimize saygımız ise kendimizi sevmemiz ve kendimizden hoşlanmamıza bağlıdır.

Kendine güven sanıldığının aksine tek başına büyük bir önem taşımaz. örneğin dünyada özgüveni en yüksek insanlar sosyopatlar ve hezeyan dönemlerinde de manyaklardır. Gerçekçi bir kendine güven, başkalarının bizimle ilgili değerlendirmelerine dayanır ve başarı ile desteklenmeye ihtiyaç gösterir. Bu başarının sağlandığı durumlarda güven gelişir ve kişinin kendisini daha iyi hissetmesine ve hedeflerini yükseltmesine yol açar. Bunun sonucu kendine güvenen bir insan, sahip olduğu bütün potansiyeli hayata yansıtma şansına sahip olur. Ancak başarılı olmak için her türlü doğru adımın atıldığı bazı durumlarda, görevin zorluğu veya rakibin üstünlüğü nedeniyle başarısız olmak da mümkündür.

Buna karşılık özsaygı, kişinin kendisiyle barışıklığının bir uzantısıdır. özsaygı insanın kendini ve sınırlarını olduğu gibi kabul etmesi ve bundan hoşnut olmasıyla ilgilidir. özsaygı, özgüven gibi dış değerlendirmelere açık olmadığı için başarısızlıktan zarar görmez.

Sonuç

İnsanların en merak ettikleri sorulardan biri “ölümden sonra hayat var mı?” sorusudur. Yukarıdaki bilgi ve bulgular ışığında, ölümden önce, önemli ölçüde başkalarının değerlendirmelerinin dışına çıkabilirsek, daha uzun, huzurlu ve mutlu bir hayatımız olabilir gibi gözüküyor. Ne dersiniz denemeye değmez mi?

Oylama: 4.3 (23 oy)
Sending
7 Yorumlar

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir