“SUPERMAN” Olarak Yatırımcı

super-yatirimci.jpg_6815653[1]

Geçen yazımızda, kendisini araba kullanmaktan, dışı görünüşüne bir çok alanda ortalamaya kıyasla daha iyi olarak değerlendirmesinin, normal insan davranışı olduğunu ancak bu değerlendirmelerde fazla ileri gidildiği zaman, oldukça sıkıntılı sonuçlar yaşandığını konu etmiştik.

Yapılan bir araştırmada, Gallup Araştırma Şirketi her ay 1000 yatırımcıya borsanın seyri ve kendilere ait olan yatırım portföylerinin bir yıllık gidişi hakkındaki tahminlerini sormuştur. 1998 Haziran ayında yatırımcılar borsanın %13,4, kendi yatırımlarının ise %15,2 getiri sağlayacağı öngörüsünde bulunmuşlar. 2000 yılında borsa piyasasının zirve yaptığı dönemde yatırımcılar, bileşik endeks için tahminlerini %15,2’ye, kendi yatırımları da %16,7 düzeyde prim yapacak şekilde yükseltmişlerdi. 2001 Eylülünün karanlık günlerinde bile aynı yatırımcılar borsanın %6,3, kendi yatırımlarının %7,9 yükseleceğine inanıyorlardı. Araştırmacıların buradan çıkarttığı sonuç, yatırımcıların koşullar ne olursa olsun, piyasa ortalamalarından daima 1,5 puan yüksek beklenti içinde olduklarıdır.

Ben de yıllar önce sosyal çevremde buna benzeyen bir drama tanıklık etmiştim. İyi eğitimli, varlıklı bir ailenin çocuğu olan arkadaşım, çalışmaktansa borsada yatırım yapmanın daha doğru olduğuna inanmıştı. Bir gün bana çalışma odasını göstermiş ve her gün iki saatini burada geçirerek çok iyi para kazandığını anlatmıştı. “Bu grafiklere baktığın zaman, eğer anlıyorsan zaten her şey ortada” demişti. Ona göre grafiklere bakmayı bilmek ve piyasayı izlemek para kazanmak için yeterliydi. Bilmem eklemeye gerek var mı, arkadaşım bütün varlığını borsada kaybetti ve çok zor bir hayatı göğüslemek zorunda kaldı.

Tedbirsiz İyimserlik

Yatırım konularında “gerçekçi olmayan iyimserlik” sadece borsa yatırımcılarına özgü değildir. Yatırımcılar, herkese açık olan bilgileri sadece kendilerine özgü bir bilgi olarak değerlendirmekte, kaynağı belirsiz dedikoduları çok önemli “iç bilgi”(inside information) gibi algılamakta ve çok kere sağlam olmayan bu bilgilerle hareket etmektedir. İlginç olan, bu ilizyonun, günlük hayatın gerçekleriyle defalarca çatışmasına rağmen, Freud’un 1930’lu yıllarda “savunma mekanizması” adını verdiği, kaynağı ve dayandığı biyolojik temeller bugün bilimsel olarak ortaya koyulan sürecin işletilerek sürdürülmesidir.

İnsanın kendisini değerlendirmesi kendisine yalan söylemesidir. özellikle bu değerlendirme, herhangi bir gruptaki ortalamaya kıyasla yapılıyorsa. Her insanın içinde, onun egosunu besleyen ve çevresindekilerden üstün olduğuna inandıran bir “superman” bulunmaktadır. Bu durumu bir noktaya kadar kişinin kendisine olan güvenini beslediği için yararlıdır. Sonuç olarak hiç kimse mükemmel olamayacağına göre, gündelik hayatta yaptığımız hataları kendimize mazur gösterebiliriz. Ancak bu noktada ölçüyü kaçırdığımız zaman, içinde bulunduğumuz iyimserlik, bizi hayal dünyasına sürükler. Bunu önlemek için çevreden gelen olumsuz geribildirimleri isabetli değerlendirerek kişisel farkındalığı artırmak ve seçimlerimizde yaptığımız hataları azaltmamız mümkün olur.

Bu araştırmalarda ortaya çıkan ilginç bir bulgu da şudur: Kendilerini ortalamaya kıyasla daha iyi değerlendirmeyen tek grup, klinik olarak depresyon teşhisi konmuş olanlardır. S. Taylor ve J.Brown adlı iki psikolog bu durumu şöyle yorumlamıştır. “Akıl sağlığı yerinde olduğuna inandığımız insanlar, kendilerine olan özgüvenlerini yükseltmek ve hayatlarıyla ilgili iyimser bir gelecek resmi oluşturmak için, gerçeği çarptırmak konusunda kıskanılacak bir kapasiteye sahiptirler”

“Ben Bilirim”

Büyük şirket yöneticilerinin sadece %37’si, şirket birleşmelerinin satın alana kar getireceğini düşünürken, kendi birleşme ve satın almalarının değer yaratacağına inananların oranı %58’dir.

Bir başka araştırma üniversite öğrencileri arasında yürütülmüştür. Gençlere çeşitli yaşam olaylarının kendi başlarına ve arkadaşlarının başlarına gelme ihtimali sorulmuştur. Gençlerin %50’si ilk işlerinden mutlu olacaklarını, %21’i arkadaşlarından daha çok kazanacaklarını, %13’ü evinin değerinin beş yıl içinde ikiye katlanacağını öngörmüştür. Bunun yanı sıra arkadaşlarıyla kıyasladığında kendilerinin alkolik olma ihtimallerini %58, boşanma olasılığını %49, kalp krizi geçirme ihtimalini %38’den daha düşük olarak değerlendirmişlerdir.

Bu araştırmadan çıkan, gençlerin geleceklerini değerlendirirken “iyi şeylerin” kendi başlarına, “kötü şeylerin” ise başkalarının basına geleceğini düşünme eğitiminde olduklarıdır.

Money Dergisi’nin araştırması bu konuda ibret vericidir. 500 yatırımcıya, kişisel yatırımlarının Dow Jones ortalamasının üzerinde olup olmayacağı sorulmuştur. Katılımcıların %28’i kendi yatırımlarının Dow Jones ortalaması üzerinde olacağını, %10’u, %12’den yüksek, üçte biri %13-%20, diğer üçte biri, %21-%28, dörtte biri de en az %29 daha yüksek getiri sağlayacağı yönünde öngörüde bulunmuşlardır. Bunu izleyen 12 aylık süre içinde Dow Jones, yatırımcıların dörtte üçünün üzerinde performans göstermiş ve %46,1 yükselmiştir.

Sonuç

İyimserlik denetim altında tutulmaz ve beklentilerimiz ve öngörülerimiz gerçekle sınavdan geçirilmezse, hayal kırıklıkları kaçınılmazdır. İnsanın yapabileceklerini yapabilmesi için, yapamayacaklarını kabullenmesi gerekir. Ancak böylece “çekim yasası”, “istersen olur!”, “burcunun sesine kulak ver” türünden saçmalıklar yerine, hayalini yorganına göre uzatır enerjisini doğru yöne odaklar ve potansiyelini performansa çevirebilir.

Kaynaklar

Shelley E. Taylor, Jonathon D. Brwon: “Illusion and Well-Being”. Psychological Bulletin Vol.103(1998)
Don A Moore ve Arkadaşları: “Positive Illusions and Forecasting Errors in Mudual Fund Investment Decisions” Organisational Behaviour and Human Performances Vol.79 (1999)
Kenenth L. Fisher, Meir Statman: Bubble Expectations”. J. Of Wealth Management, 2002

Sending
User Review
0 (0 votes)

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.