Yanıltılma veya Çerçevelenme II

cercevenelnme2.jpg_4815168[1]

Geçen yazımızda, insanların algılarının kendilerine verilen bilgiye bağlı olarak yönlendirilebileceğini yazmıştık. Bilginin sunulma biçiminden kaynaklanan yanıltılmaların, yatırım kararları konusunda nasıl etkili olduğu, bu yazımızın konusunu oluşturmaktadır.

Bir yatırım uzmanının belirli bir hissenin kazanma ihtimalinin 6’da 1 olduğunun söylemesi yerine, %16 yükselme ihtimalinden söz etmesi yatırımcıyı, risk almaya yöneltmektedir. Bunun yerine hissenin %84 ihtimalle kaybettireceğini duymak hemen herkesi, o hisseden uzak tutacaktır.

Borsada işlem gören hisse senetlerinde “ikiye bölme” işlemi ender rastlanan bir durum değildir. Böylece her hisse bölünerek yarı fiyatına iner. Örneğin yatırımcı 100 TL olan bir hisse yerine 2 tane 50 TL’lik hisseye sahip olur. Gerçekte bu durum 100 TL’yi bozdurup, 2 tane 50 TL olmaktan farklı değildir. Ancak bu durum bir çok yatırımcının, kendini karlı hissetmesine neden olur. Örneğin 2004 yılında Yahoo Inc. Hisselerini ikiye böldüğünü bildirdiğinin ertesi günü hisselerin değeri %16 yükselmiştir.

Benzer durumu birçok yönetici gibi ben de yıllık ücret artışlarında hemen her yıl yaşamaktayız. Türkiye’de enflasyonun %80 olduğu dönemde ücretlere yansıtılan %80 artış ve %20’lik performans zammı, çalışanları mutlu ederdi. Oysa enflasyonun %8’e düştüğü bir ortamda, aynı mantıkla yapılan %8 ve %2’lik artışın bir çok çalışanda hayal kırıklığı yarattığını görüyorum. Enflasyon sıfıra inse, yapılacak %2’lik artışın bir çok kişiyi iş aramaya yönelteceğini düşünüyorum.

Çerçeveleme mi? Kafesleme mi?

Carneigie Mellon Üniversitesinden psikolog C. Gonzales, insan beyninin bu şekilde işlemesinin nedeninin, hissetme ve düşünme arasındaki ilişki olduğunu söylemektedir. İnsan beyni karara mümkün olan en kısa yolu kullanarak varmak ister. Bu da mümkün olan en az zihinsel gayret ve en düşük duygusal bedel anlamına gelmektedir. Bu nedenle daha önceki yazılarımızda konu ettiğimiz asya kökenli az bilinen hastalığın tedavisindeki tercih için “… hayat kurtaracak” veya “…. kişi ölecek” ifadesi belirleyici olmaktadır. İki tedavi programının sonucu da aynı olmakla birlikte, insanların zihni seçilen kelimeler tarafından çerçevelenmektedir.

Finansal danışmanlar da, stratejilerini insanların bu algı yanılmaları üzerine kurarlar ve risk tanımlarını değiştirerek müşterilerini kendileri için uygun olan seçeneğe yönlendirirler.

Emeklilik planı üzerinde tartışırken, yatırım danışmanının önündeki bilgisayarda uzun ve ince hesaplamalar yaptıktan sonra; “bu yatırım planının %78 ihtimalle size emekliliğinizde planladığınız imkanları sunacaktır” demesi, kişiyi gönül rahatlığıyla söz konusu plana yatırım yapmaya yöneltir. Oysa aynı danışman aynı hesaplamaları yapıp, size: “Bu planı seçen her 100 kişiden 22 tanesi, emekliliğini yardıma muhtaç bir şekilde geçirmektedir” dediği zaman sizi bu yatırım planından kendi uygun gördüğü, muhtemelen sizin için riskli, kendisi için getirisi yüksek, bir başka plana yönlendirebilir.

Sürüye Dahil Olmak

İnsanların risk algısı önemli ölçüde çevre baskısından etkilenir. Her yatırım kuruluşu kendisini “piyasayı en iyi okuyan”, “herkesin gittiği yoldan gitmeyerek kazandıran”, “yatırımlarınızın güvenliği için farklı yolları bilen” veya “ sizin risk profilinize göre, size özgü yatırım önerisi getiren” olarak tanımlar. Her insan kendisinin bir birey olduğunu düşünür. Her birey de kendisinin farklı olduğuna inanır. Ancak karar vermek aşamasında gelindiğinde, farklı bir birey gibi davrandığı şüphelidir.

Büyük bir üniversitenin 12.500 çalışanıyla ilgili yapılan bir araştırmada, aynı bölümde çalışanların, dört farklı fona yatırım yapma imkanları olmasına rağmen, aynı fona yatırım yapmayı seçtikleri görülmüştür.

Sigorta şirketleri, emeklilik fonları ve vakıflar gibi kurumsal yatırımcılar her yıl hisse senedi piyasasındaki eğitimleri izlemek ve kendilerine yararlı sonuçlar çıkartmak ve gözden kaçan bir yatırım fırsatını yakalamak için büyük kadrolar istihdam etmekte ve para harcamaktadırlar.

2008 yılında New York’ta World Business Forum’da Alan Greenspan’in, FED’deki görevinden emekli olduktan sonra yaptığı ilk konuşmasında şöyle dediğini duydum: “Biz FED’de en iyi uzmanlara ve araştırma araçlarına sahiptik. Ancak hiçbir yıl euro, dolar paritesini tam olarak tahmin edemedik.”

Oysa şurası herkesin malumudur ki, içerden bir bilgi gelmedikçe (inside information) herkes, kamuya açık olan bilgileri kullanmaktadır. Kurumsal yatırımcılar, büyük yatırımcıların üç ay süresince yaptığı alımları izleyerek, alım kararı verdikleri görülmüştür. Bu yatırımcılar yükselen bir hisse senedini alma kararını, herhangi bir araştırmaya dayanarak değil, kulaktan dolma bilgilere dayanarak vermektedirler. Gerekçe olarak da, “herkesin bunun konuşuyor olmasını göstermektekiler. Bunun nedeni, hareketsiz bir hisse senedine kıyasla, hareketli bir hisse senedinin daha çok konuşulmasıdır. Böylece “herkesin” aynı hisse senedini konuşuyor olmasına hayret etmemek gerekir.

Sonuç

Yukarıda okuduklarınızdan sonra siz ne düşünürsünüz? Her birey gerçekten farklı mıdır? Tercihleri özgür iradesi tarafında mı belirlenir?
Eldeki bilgilere bakılacak olursa, yatırım profesyonelleri dahil olmak üzere kararların verilmesinde ayrıntılı analizler değil, herkese açık bilgilerin “özel” kabul edilerek yorumlanması rol oynamaktadır.

Gelecek yazımızda bu konudaki araştırmalara devam edeceğiz.

Kaynaklar

Liang, B: Alternative Investments. Journay of Investment Management vol 2, (2004)

C. Gonzalez ve ark: The framing effect and risky decisions: Journal of Economic Psychology, 26, (2005).

Welch, I.: Herding Among Security Analysts Journay of Financial Economies, Vol. 58, (200)

Ivković Z. and Weisbenner, S.: Information Diffusion Effects in Individual Investors. Common Stock Purchases, www.nber.org/papers/W10436 (2004)

Sending
User Review
0 (0 votes)

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.