Zengin Olmak Çocuk Yetiştirmeyi Kolaylaştırır mı?

zengin-olmak-cocuk.jpg_31715199

Geçen yazımızda toplum kaynaklarından daha fazla pay alan varlıklı insanların trafik kurallarına uymak, kendilerine sunulan bir imkanı paylaşmak, müzakerelerde dürüst olmak gibi durumlarda; düşük gelir düzeyindekilere kıyasla daha bencil ve etik dışına çıkmaya eğilimli olduklarını ortaya koyan araştırmaları konu etmiştik. Ayrıca Paul Piff’in oynattığı ve şikeli olduğu önceden açıklanan monopoli oyununda, oyunun hemen başında öne geçen deneklerin, başarılarını kendilerine sunulan avantajlara değil, kendi beceri ve yeteneklerine bağladıkları saptanmıştı. Yazıda insanın doğasında bulunan “yardımlaşma duygusunun” harekete geçirilmesi için önerilere yer verilmişti.

Daha önce, gelir düzeyindeki artışın belirli bir noktaya kadar hayat standardını yükselterek yaşam doyumunu arttırdığını, ancak bu noktadan sonraki artışın yaşam doyumu üzerinde etkili olmadığını ortaya koyan araştırmaları yazılarımıza konu etmiştik.

Gelir düzeyi çocuk yetiştirmeyi nasıl etkiler? Yetersiz ve ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamayan bir gelirle çocuk yetiştirmenin zorluğu açıktır. çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayamamak bir anne ve özellikle baba için çok zor ve üzüntü vericidir. Acaba yüksek gelir düzeyinde bir aile olmak bu konuda büyük bir kolaylık sağlar mı?

“Doz zehirdir”

Birçok kişi ailenin maddi imkanları artıkça çocuğa sunulan imkanların da benzer şekilde çeşitleneceğini ve çocuğu büyütmenin kolaylaşacağını düşünür. Oysa bu noktada ekonomistlerin “azalan getiri yasası” veya “azalan marjinal getiri” (diminishing marginal return) adını verdikleri ilke devreye girer. Türkiye’de büyük şehirlerde aylık geliri onbin lira olan bir ailenin komşusu onüç bin lira kazanıyorsa, çocuklarına benzer imkanlar sunmanın yanı sıra, muhtemelen biraz daha iyi bir arabaya binebilir veya daha sık dışarıda yemek yiyebilir. Ancak bu durum iyi bir anne-baba olmak için gösterilmesi gereken birçok davranışın çocuğa gösterileceği anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, maddi açıdan, ebeveyn olmanın kolaylığı bir noktada plato yapmaya ve daha sonra da yine zorlaşmaya başlar. Buna matematikçiler “ters U eğrisi” adını verirler. Ailenin çok fazla paraya sahip olması da yoksulluk gibi çocuk yetiştirmeyi zorlaştırır.

Türkiye için, büyük şehirlerde yaşayan, eğitimli ve yıllık geliri 120-200 bin lira arasında olan ailelerin yetiştirdikleri çocuklarda yaşadıkları en önemli sorunlardan biri, çocuklarını ailenin yaşamına değil, refahına ortak etmeleridir. çocuklardan yirmili yaşlarına kadar tek beklenen “derslerine çalışmaları” ve “alabilecekleri en iyi notları almalarıdır”. Böyle yetişen gençler, hiçbir sorumluluk almadan iş hayatına hazır olduklarını düşünmekte ve görevlerini yaparak diplomalarını aldıkları için kendilerine açılması gereken kapıları beklemektedir.

Bundan daha zor durumda olanlar gelir düzeyi açısından toplumun en üst sıralarında olanlardır. çok kere servetlerini girişimcilik, liderlik ve risk alma özellikleri sayesinde elde etmiş, kurdukları şirketle çevrelerindekilerin hayranlığını ve büyük bir servet kazanmış olan aileler çocuklarına gerçek bir kariyer yolu çizmekte zorlanır. Böyle bir baba, son derece kısıtlı imkanlarla geçirdiği çocukluğunda, babasının kendisine; “çok çalış, bağımsızlığını koru ve paranın değerini bil” diyerek nasihat ettiğini ve tüm hayatı boyunca bu sözlerin kendisine yol gösterdiğini anlatıyor. Aynı baba kendisini en çok motive edenin, içinden yetiştiği yoksulluk koşullarından kurtulmak olduğunu söylüyor. Şimdi böyle bir babanın oğluna, “çok çalış, bağımsızlığını koru ve paranın değerini bil” demesinin bir anlamı olabilir mi?

Böyle bir çocuğun, tek başına tüketemeyeceği kadar büyük bir servete sahip olduğunu düşünmesi ve yaşamın anlamını alışveriş yapmak, yeni, pahalı ve herkeste olmayana sahip olmak olarak görmesi en büyük tehlikedir. çünkü böyle bir hayat, boşluk içinde yaşanarak mutsuzluğa mahkum edilmiş bir hayat demektir. çok kere bu gençler birden çok evlilik yapmakta ve hayatlarında eksik olan heyecanı evlilik dışı ilişkilerde ve tehlikeli sporlarda aramaktadır.

üst düzeyde varlıklı ailelerin çocuklarının büyük bir çoğunluğu, tıpkı hileli monopoli oyunundaki şanslı oyuncular gibi, sahip olduklarını kendilerine “hak” olarak görmekte ve ellerindekilerini geliştirmek için değil tutku, istek bile duymamaktadır. Bu çocuklara ailenin kurduğu sistem içinde yer verildiğinde ise, çalışanlara karşı kırıcı olmakta, kızgınlıkla ve güçle yönetmeyi doğal bulmaktadırlar. Herhangi bir isteklerinin gerçekleşmemesi durumunda büyük bir engellenme duygusu yaşamakta ve her türlü başarısızlıkta, sorunu başkalarını suçlayarak çözmeye çalışmaktadırlar.

Geçmişin getirdiği yük

En önemli sorunlar kurulan ekonomik imparatorluğun iki veya daha fazla kardeşe veya geçmişte kurulan ortaklıklara ait olması durumunda ortaya çıkmaktadır. çünkü bu durumda birbirlerine geçmişten gelen olumsuz duygularla yaklaşmanın, farklı değer ve hayat görüşüne sahip olmanın sonucu ortaya çıkacak anlaşmazlıklar, büyük emeklerle oluşturulmuş kuruluşun geleceğini tehlikeye atmaktadır. İlişkinin içine doğal olarak katılan “damat ve gelinler” de, eşlerini etkileyerek süreci daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir.

Ekonomik imkanların zirvesinde gezen birçok aile, çocukları için anlamlı ve üretken bir yaşam arayışı içindedir.

Ne yapmalı?

çocuklarınıza sınır koyun: İhtiyacı dışındaki isteklerini karşılamadan kendisiyle, isteğinin nedenleri üzerinde konuşun. çocukların isteklerinin çoğu ihtiyaç olmayıp, istektir. Ancak varlıklı aileler için çocuğuyla böyle bir konuşma yapmak, çocuğun isteğini karşılamaktan çok daha zordur. Alışveriş yaparak ve ekran karşısında “level atlayarak” sahte başarılar sunan gecelerle bir hayat geçmez. Yeni ve pahalı objelere ve mülklere sahip olarak mutlu olmaya çalışmak, deniz suyu içerek susuzluğu gidermeye benzer.

çocukların önüne kendi güçlerini sınayacakları sorumluluklar verin: Bu sorumluluklar sırasında “başarısızlık” yaşamalarına da izin verin. Unutmamak gerekir ki, başarısızlık insanı geliştirir, olgunlaştırır ve hayat karşısında derinlik kazandırır.

Küçük yaşlardan başlayarak, kendisine yatırım yapmadan ve emek vermeden elde ettiği hiçbir şeyin gerçek anlamda mutluluk vermeyeceğini ve saygınlık kazandırmayacağını anlatın.

Sonuç

İnsanlar ancak kendilerini aşan bir amaca hizmet ederlerse anlamlı ve üretken bir hayat yaşayabilirler. Bunun için hangi gelir düzeyinde olursa olsun, her insanın zamanının, emeğinin ve parasının bir bölümünü ihtiyacı olanlara vermesi ona doyum ve huzur verir. Kendi ihtiyacının ötesinde maddi imkanlara sahip olan genç bir insan için, sosyal sorumluluk projelerine katılmak veya herhangi bir projeye öncü olmak, bir yaşam biçimi olabilecek, hayata anlam katabilecek ve kişiye saygınlık kazandırabilecek niteliktedir. önemli olan bir gencin hayatını sadece maddi imkanlarının sunduğu konfor ve lüksün dışında yaşayarak anlamlı bulması, üretken olması ve kendisinden geriye iz bırakmasıdır.

Kaynak:
Gladwell, M.: David and Goliath. Penguin Books, 2013.

Sending
User Review
0 (0 votes)
One Comment

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.