Futbolda neden başarılı olamıyoruz?

Bu soruyu şu şekilde de sorabiliriz: “Bu kadar önem verdiğimiz halde futbolda neden hayal ettiğimiz düzeyde değiliz? Geçmişte özgün bir fikir olarak konuştuğumuz “alt yapıya gereken önemin verilmemesi” türünden yaklaşımlar bugün herkesin malumu, içi boşalmış bir klişeye dönüşmüştür. O zaman soru şu şekilde sorulabilir? “Neden alt yapıya gereken önemi vermiyoruz veya daha doğru bir ifadeyle veremiyoruz?”
Bizi soruna doğru odaklamaya götürecek bir gelişme ve bu Dünya kupasında iflas eden, kerameti kendinden menkul futbol otoritelerinin icat ettiği meşhur “Yetenekli kuşak” efsanesi var. Bu görüşe inanırsanız yetenekli sporcular dönemler halinde topluca zuhur edip, sonra da sessizce çekilirler ve ülkeler yeni bir yetenekli kuşağın doğması için duacı olur. Otoritelere göre “bizim çocuklar” ile nihayat yetenekli kuşağı yakalamıştık. Ancak bu yetenekli kuşakta yer alan 26 futbolcunun 10’u yurt dışı doğumludur. 86 Milyon nüfusa sahip Türkiye topraklarından 16, Batı Avrupa’da yerleşik 6.5 milyon Türk arasından 10 futbolcu çıkarabilmişiz.
Oyuncu havuzu ve koşulları
2026 Dünya Kupasında 67 milyon nüfuslu Fransa doğumlu 99, 18.5 milyon nüfuslu Hollanda doğumlu 42, 83.5 milyon nüfuslu Almanya doğumlu 25, 11 milyon Belçika doğumlu 11 futbolcu yer aldı. Sadece bu sayılara bakmak bile “yetenekli kuşak” ifadesinin bir safsata olduğunu ortaya koyuyor. Simon Cooper’a göre Hollanda’nın 250 bin nüfuslu Leiden kentinde 22 yetişkin futbol takımı, 7 tane 8 yaş altı futbol takımı bulunuyor. Her Hollanda vatandaşının evine 1.6 km mesafede bir futbol sahası düşüyor.
Bu veriler temelde neyi yanlış yaptığımızla ilgili çok açık bir fikir veriyor. Futbol bu ülkelerde bir spor olmanın ötesinde bir hayat tarzı olarak görülüyor. Bütün kız ve erkek çocuklar futbol oynuyor, onlara eşlik eden aileler dostluk geliştiriyor, kendi geçmişinde spor olan birçok anne ve baba yapılandırılmış ciddi bir teknik ve pedagojik eğitimden geçerek çocuklarının yaş gruplarında koçluk yapıyor. Bu kadar geniş bir havuzdan seçilen çok özel yetenekler ayrı bir yapıda değerlendiriyor ve yollarına devam ediyorlar. Bu yolculukta yer alan çocukların çok büyük bölümü yaşadıklarını hayatlarında değerli anılar olarak biriktiriyor ve bu süreçte kazandıkları zihinsel ve davranışsal özellikler onlara hayat boyu eşlik ediyor ve yaşam başarılarını oluşturuyor. Bu yolculuğa 5 yaşından başlayarak katılan çocuklar yetenekleri ne olursa olsun antrenmana zamanında gelmeyi, koçunu dinlemeyi, verdiği geri bildirimlerden yararlanmayı öğreniyor. Arkadaşlarıyla gece dışarda geç saatlere kadar takılmıyor, erken yatıp uykusunu alıyor, fast food tüketmekten uzak durup sağlıklı besleniyor, hata yaptığında takılmıyor, benzer şekilde arkadaşının hatasını affediyor, birlikte kazanmanın mutluluğunu, kaybetmenin üzüntüsünü yaşayıp ders çıkartıyor. Kısacası disiplin kavramının tutarlılık olduğunu yaşayarak öğreniyor ve çocuklarına da öğretiyorlar. Böylece hem iyi birer vatandaş oluyor hem de vicdanlı insanlardan oluşan bir toplumu oluşturuyorlar.
Yapılanlar ve yapmayanlar
Belediyeler 3. Ligde oynayacak ve beldenin adını taşıyacak takım için anlamsız harcamalar yapmıyor, o beldenin pedagojik formasyondan ve teknoloji okur yazarlığında yoksun eski futbolcusuna “hoca” payesi verip istihdam yaratmıyor, oyuncu transferi için istismara açık pazarlıklardan uzak duruyor, belediye kaynaklarını özel kişilere aktaracak işlere girişmiyor. Bunun yerine mümkün olan her yere futbol sahası yapıyor, bunun bakımını üstleniyor ve akademi mezunu koçları istihdam ederek onları denetliyor. Bu süzgeçten geçerek yükselen elit kategorisindeki gençlerin ülkenin çeşitli düzeylerdeki profesyonel takımlarında oynamalarının kapısını açıyor. Böylece bu sporcular kendilerine yatırım yapan takımlarına uluslararası transfer pazarında büyük paralar kazandırıyor.
Yetenek avcıları(!) ve kaçan fırsatlar
Türkiye’de futbolun tıkanmasındaki bir başka önemli neden, oyuncu seçiminde yer alan ve adına scout denilen yetenek avcılarının düşük standardıdır. Diomande 2021 yılında Fenerbahçe’de bir süre antrenmanlara çıkmış ve yetersiz bulunarak gönderilmiştir. Bu oyuncu önce Leganes’e, sonra Leipzig’e, en son olarak da 125 milyon euro karşılığında Real Madrid’e transfer olmuştur. Benzer şekilde Sadio Mane Fenerbahçe’de beğenilmeyip gönderildikten sonra Metz, Salzburg, Liverpool’da oynamıi ve 32 Milyona 2022 de Bayern’e gitmiştir.
2010 yılında Salah’ın menajerler aracılığı ile Beşiktaş’a önerildiği söylenmektedir.
Stephan Appiah Galatasaray’da kabul görmeyip önce Juventus sonra Parma’ya gitmiştir.
Hakan Çalhanoğlu’nun Galatasaray ve Trabzon girişimleri de sonuçsuz kalmış, önce Bayer Leverkusen, sonra Milan daha sonra da İnter’de yoluna devam etmiştir. Bu konuda en büyük kayıp Galatasaray’ı payına düşüyor. Klüp için bir piyango olabilecek Ribbery’in kontrat şartları yerine getirilmemiş ve oyuncu için elini kolunu sallayarak ülkeden ayrılmış sonra O.Marseille, Bayern Münich ve Fiorentina’da oynamı, 2010 yılında 50 milyon değerer ulaşmıştır.
Burada sadece birkaç tanesini sıraladığımız yetenek kayıplarının bilemediğimiz gerçek listesi muhakkak ki çok uzundur. Bunun en önemli nedeni scoutların ve teknik adamların teknoloji okuryazarlığı olmadığı için gözleri ve deneyimleriyle tümüyle subjektif şekilde oyuncu değerlendirmesi yapmalarıdır.
Sonuç
Buraya kadar Batı Avrupa ülkeleri ile aramızdaki farkın neden bu kadar büyük olduğunun altında yatan nedenlere, bilinenin dışında bir bakış getirmeye çalıştım. Böylece umutsuzca yetenekli bir kuşak beklentisi içinde olup, bunu bulduğu zaman da büyük hayal kırıklığı yaşamaktan kaçınmanın mümkün olacağını göstermeye çalıştım. Gelecek yazının konusu 2026 Dünya Kupası nedenleri olacak

