CEO’s Dergisinde Acar Baltaş

CEO-s-dergisinde-acar-baltas

Akıllı İnsanlar Neden ve Nasıl Saçma Şeylere İnanır?

İnsanlar bilimsel ve eleştirel düşünceye doğuştan sahip olmazlar. Hatta bu tür düşünce zamanla ve kendiliğinden gelişmez. Dahası zeki veya çok zeki olmak da, bilimsel ve eleştirel düşünce için yeterli değildir. Bilimsel ve eleştirel düşünce, eğitim, deneyim ve çaba gerektirir. Eğitilmemiş zekâya sahip olan insanlar, nasıl zekâlarını kullanarak iyi bisiklete binmeyi, piyano çalmayı veya marangozluğu öğrenemezlerse; bilimin mantığı ile düşünmek de kendi kendine gerçekleşmez.

Bu nedenle toplumda saçma ve temelsiz olan inançlar son derece yaygındır ve yüksek zeka veya yüksek eğitim düzeyine sahip olmak, bu saçma inançlara karşı kişiye bağışıklık kazandırmaz. Hatta bazı durumlarda bu iki özellik ve bunlara herhangi bir alanda üst düzey uzmanlık eklenmesiyle oluşan üç özellik, saçma inançların sahibi ve savunucusu olmayı kolaylaştırır. Çünkü özellikle herhangi bir alanda akademik unvan sahibi olmak “yanıldım’’ veya ‘’ bilmiyorum’’ demeyi zorlaştırır ve kendi inancına aykırı olan fikirleri dinlemeyi gereksiz kılar.

İnsanların saçma şeylere inanmasının çeşitli nedenleri vardır. Ben bu yazıyı hazırlarken Michael Shermer’in ‘’İnsanlar neden saçma şeylere inanır’’ adlı özenli ve ayrıntılı çalışmasından yararlandım.

Saçma şeyler dediğim zaman ilk aklıma gelenler; astroloji, geleceği görme, telepati, yeniden doğma, UFO’lar ve batıl inançlar oldu. Ancak benim gibi televizyondaki belgesel kanallara meraklı olanlar, Digitürk 86 ve 87. Kanallarda her gece düzenli hayalet ver ruhlar, perili evler ve ölülerle konuşmak konusundaki programları izleyebilirler. Bu programlar, bilimsel ve eleştirel bir bakışa yer vermeden, bu konulara inananların inançlarını güçlendirmekte, şüphesi olanları inandırmakta, inanmayanları da şüpheye düşürecek şekilde düzenlenmektedir. Bu tür kontrolsüz yayınların sonucunda kendilerine “psişik”, “medyum”, “astrolog” adlarını yakıştıran kişiler toplumda itibar kazanmakta, referans olmakta, irrasyonel düşünce ise yaygınlık kazanmaktadır.

İlginç olan parapsikolojinin, astrolojinin giderek kendini “bilim” olarak sınıflandıran eğilimde olmasıdır. Buna gerekçe olarak da bazı üniversitelerde bu konulara yer verilmeye başlanmış olması gösterilmektedir. Yukarıda saydığımız türden konuların bilimsel ve eleştirel düşünce açısından taşıdığı özellikler şunlardır:

  • Tanık ifadeleri: Şunu bilmek gerekir ki bir iddiayı desteklemek için anlatılan hikayeler bilimsel kanıt değildir. Diğer kaynaklar tarafından desteklenmedikçe, bir,on,yüz tane anekdot veya tanık ifadesi bir iddia için kanıt sayılmaz. Çünkü anekdotlar yanılabilen insanlardan elde edilen subjektif bilgilerdir.
  • Bilimsel dil: Özellikle çekim yasası veya kuantum fiziği gibi kavramlar, dinleyenlerde anlatılanların bilimsel bir temele dayandığı algısını doğurur. Oysa klasik fizik ile kuantum fiziğinin nesneleri farklıdır, ancak ikisi de aynı kesinlikteki bilimsel yasalar tarafından şekillenir. Buna ek olarak kuantum fiziğindeki kesinlik, bugüne kadar geliştirilen bütün bilimsel kuramlar arasında en yüksek kesinlik düzeyindedir. Kuantum kuramı, otomatlı olayları açıklar. Atomlarda gerçekleşen olaylar mikro dünyayla, düşünce boyutundaki olaylar ise makro dünyayla ilgilidir ve burada kuantum kurlarının geçerli olması söz konusu değildir. Bu nedenle kuantum fiziğinin adı anılarak piyasaya sürülen kuantum beslenme, aydınlanma, düşünce vb. her türlü konu kendi doğru ve yanlışlarını içerir. Bunların hiçbirinin kuantumla ilgisi yoktur. Büyük çoğunluğu da saçmalıktır. Kuantum adı kullanılarak yapılan gözbağcılığıdır ve bilime iftiradır.
  • Kesin ifadeler ve cesur yargılar: Bir görüş, fikir veya herhangi bir konudaki çözüm, ne kadar özel, o güne kadar bilinmeyen ve önemli gibi ortaya koyuluyor, iddialı cümleler, parlak ve gösterişli bir ambalajla sunuluyorsa, çok büyük ihtimalle ya gerçek dışıdır ya da incir çekirdeğini doldurmayacak önemdedir.
  • Dedikodu ve şehir efsaneleri: Bazı saçma düşünceler, kulaktan kulağa yayılır ve tekrar ilk söylenenin kulağına geldiğinde, başlangıcından daha inandırıcı olur. Bugün hala Nuh’un Gemisi’ne, insanın aya hiç ayak basmadığına, İkiz Kulelerin CIA tarafından yıkıldığına, 1957 yılında bir uzaylıya otopsi yapıldığına inananların sayısı hiç de az değildir.
  • Açıklanamıyorsa bilim dışıdır, doğaüstüdür: İnsanlar düz mantıklarıyla açıklayamadıkları bir şeyin, doğaüstü olduğuna inanırlar. Bu konudaki en yaygın saçmalık, sahte guru ve kişisel gelişim uzmanlarının, programlarında katılanları ateşte yürütmesidir. Bunun için bir veya iki gün boyunca düşünce gücü konusunda beyin yıkaması yapılır, sonra mistik bir havada ve bir mantra eşliğinde kişi yanan kor üzerinde 3-4 adım atar. Ve şöyle düşünün: ‘’Ben düşüncemi kontrol edip ateşte bile yürüyebiliyorsam, potansiyelimi kullanırsam neler başarmamam?’’Oysa bunun ne düşünce gücüyle, ne beyin kimyasallarıyla, ne mistik havayla, ne de mantra ile ilgisi vardır. Küçük ve yumuşak kömürler düşük ısı tutma kapasiteleri nedeniyle, insanın ayağına yüksek düzeyde ısı iletmezler. Kömür üzerinde fazla durmayan hiç kimse yanmaz.
  • Sebebi yanlış yerde arama: Yirmi yıl kadar önce yapılan bir araştırmada, çocuklarını emziren annelerin çocuklarının IQ’larının, biberonla beslenenlere göre daha yüksek bulunmuştur. Ancak daha sonra farkın biberon veya emzirmekten değil, annelerin çocuklarıyla ilgilenmesinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Kumarbazların, sporcuların, özellikle de futbolda kalecilerin uğurları vardır. Büyük bir oyunda kazanan kumarbaz, bunu sarı mendilinin üst cebinde olmasına, kaleci maç başlamadan kale direklerine iki kere vurmasına bağlar. İlginç olan daha sonra defalarca bunun aksi olduğunda, ‘’uğur’’unu değiştirmemesidir.
  • Duygu yüklü konuşma ve hatalı metaforlar: Bazı kelimelerin içerdiği duygu yükü, bu kavramlara yüksek anlam yükleyenleri etkiler ve hatalı bir düşünce sürecinin başlamasına neden olur. Türkiye için vatanseverlik, Atatürk, annelik, şehitlik, Allah sevgisi kavramları birçok kişide kuvvetli duygu yükü biriktirir. Bunun etkisiyle arkadan gelen mesaj kayıtsız şartsız doğru gibi algılanır.
  • Genellemeler: İfadenin bir bölümünün doğruluğu veya kabul edilebilirliği, bütünü için geçerli sayılır. Astroloji bunun örnekleriyle doludur. “Maddi imkânlarınız elverse, dostlarınıza pahalı hediyeler almaktan hoşlanırsınız” veya “Genel olarak kendinize güvenen bir insan olsanız da, zaman zaman kararsızlığa düştüğünüz durumlar olur’’. Bu tür cümlelere “hayır” diyecek çok az insan çıkar ve tanımadığı biriyle ilgili olarak bu öngörüde bulunan kişi, karşısındakini etkiler.
  • Aşırı genellemeler: Bunlar önyargılardır. Önyargılar gerçekte hayatı kolaylaştırmak için başvurduğumuz doğal bir süreçtir. Ancak kişi kararlarında bu tür aşırı genellemelerin etkisinde kalıyorsa tehlikelidir. En yaygın olan, ülkeler için yapılanıdır. ‘’Almanlar çıkarcıdır’’, İngilizler soğuktur’’, Ruslar acımasızdır’’… Almanca Hocamız her ön yargı taşıyan genellememizde, bize “kaç kişi tanıyorsunuz?” diye sorarak gerçeğe yaklaştırmaya çalışırdı.
  • Yetkililere aşırı güven: Belirli bir alanda unvan ve yetki sahiplerinin söylediklerinin, üzerine fazla düşünmeden mutlak doğru kabul etmek, çok sık rastlanan bir durumdur. Beyan sahibinin akademik unvanının olması, bu tür kabulleri kolaylaştırır. Bu nedenle son yıllarda reklamlarda gördüğümüz diş hekimleri ve tıp alanının çeşitli uzmanlık alanlarına sahip kimseler, sözcü olarak seçilmektedir.
  • Saçma şeylere inanmanın psikolojisi: Bazı araştırmalar IQ düzeyi ile saçma şeylere inananlar arasında bir ilişkinin varlığına işaret etmektedir. Gerek batıl inançlar, gerek doğaüstü olaylara inanç ile düşük IQ düzeyi ve yetersiz eleştirel düşünce becerisi arasında ilişki bulan en az üç araştırma vardır.
  • Kısaltma veya yabancı sözcükleri: İnsanlık tarihi içinde birikmiş bilgileri; yeniden derlemek, paketlemek, isimlendirmek ve bunlar her derde deva mucize yaratacak özgün buluşlar olarak çağdaş yöntemlerle pazarlamak çok yaygın bir yoldur. Bu arada çok sayıda tanık ifadesine başvurmak ve mümkün olduğu kadar yüksek ses çıkartmak, sansasyona meraklı gazete, dergi ve televizyon kanallarında yer almak, arayış içindeki insanların yönteme ilgi duymasına imkan sağlar. NLP, Feng Shui, Reiki vb. yöntemler, içerdikleri temel ve basit gerçeklerin aşırı genellemesi sonucu mucize çözümler olarak karşımıza çıkar.

Sonuç

Olayları fantezilerimizin dışında ‘’olduğu gibi’’ görmek için, her şeyden önce mümkün olduğu kadar çok bilgi toplamaya ihtiyaç vardır. Çünkü tedbirsiz veya kör iyimserlik veya tam tersi kötümserlik ve olumsuzluk, çevredeki insanların da aynı yönde bir tutum içinde olmaları sonucunda, sosyal psikolojide çok iyi bilinen ‘’grup düşüncesi’’ sürecine yol açar. Topluluğu oluşturan insanların zekâ ve eğitim seviyesi burada etki yaratmaz. Bu, daha çok kişilikle ilgili bir özelliktir. Çünkü grup bütünlüğünü korumak adına, hep birlikte bir hayal dünyasına sürüklenilir. Siyasi ve ekonomik tarih bunun örnekleriyle doludur.
İnsanlığın düşünce tarihi, olaylara gerçek anlamalarını yükleme ve olayların arkasındaki gerçeği arama mücadelesidir. Yıldırımın Tanrı’nın gazabı olmadığını, salgın hastalıkların veya yanardağ patlamasının ilahi cezalar olmadığı, şirketin batmasına uğursuzluğun veya büyünün değil, kötü yönetimin neden olduğu; ülkenin kalkınmasındaki engelin dış güçler ve düşmanlar değil, avantacı militer, milliyetçi veya din istirmarcı politikacılar olduğu artık bilinmektedir.

Rhonda Byrne’in iddia ettiği gibi Dünya bolluk ve bereket dolu değildir. Tam tersine en gelişmiş ülkelerde bile adaletsizlik ve sefalet vicdan sahibi insanları rahatsız edeci düzeydedir. Bu nedenle çekim yasası için evren postacısına sipariş gönderenler, boşuna bekler veancak yazarın banka hesabına yatırım yapmış olurlar.

Ülkede ve Dünya’da işler kötü gittikçe iyimserlik endüstrisi güçlenir. İktidara talip olan politikacılar, ülkenin potansiyelinin büyük olduğunu söyler, refah vaat eder ancak çok kere onlar da vaatlerini gerçekleştiremezler.

Bunu gerçek hayata uyarlayabilmek için sahte guruların ve eğitimsiz rehberlerin yol göstericiliğinde pembe gözlükler takmak yerine, şeytanın avukatlığını üstlenecek kişilere kurumlarda yer vermek iyi bir adım olabilir. Ayrıca kendi şartlarımızı değerlendirirken de benzer bakış açısını uygulamak yerinde olur.

Sending
User Review
0 (0 votes)

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.