İnsanların karar süreçlerinde birbiriyle çatışan iki sistem etkilidir. Bunlardan biri akıllı ancak zayıf ve yavaş olan “düşünen beyin” (reflective brain); diğeri ise düşüncesiz (buna bazen aptal da diyebilirsiniz)
Dün yaptıklarımızı tekrarlayarak başarılı olamayacağımız bir dünyada yaşadığımızı herkes biliyor. Ancak bu bilginin günlük etkinliklerimiz üzerindeki etkisinin çok az olduğu da herkesin malumu olan bir başka gerçek. 2027
İnsanlara mutlu olmak için neye ihtiyaçları olduğu sorulduğunda en sık dile getirilen iki dileğin birincisi “para”, ikincisi ise “zaman”dır. 1990’lı yılların sonunda katıldığım Amerikan Eğitimciler Birliği’nin bir toplantısında
1980’li yılların başlarından başlayarak, uzun yıllar yönettiğim zaman düzenleme seminerlerinde, katılımcıların büyük bir istek ve iştahla geldiğini görürdüm. Katılımcıların programdan beklentileri sorduğumda, bütününe yakını, “hayatlarının çok yüklü” olduğunu,
Geçen yazımızda iş özel yaşam dengesini kurmak konusunda, kişinin yaptığı iş ile hayattaki varlık nedeni arasında köprü kurmasının önemli olduğunu belirtmiştik. Bir anlamda kişinin biri işi yaparken aldığı
İş-özel yaşam dengesi, yaşam doyumu ile yakından ilgilidir. Çalışanların zamanlarının büyük bölümünü geçirdikleri iş ortamında olumsuz duygular yaşamaları, yaşam doyumlarını düşürmekte, bu durum özel hayatlarını da olumsuz etkilemektedir.
İnsan anlam arayan bir canlıdır. İnsanın yaptığı iş üzerinde kontrol imkanı varsa, iş belirli ölçüde sınırlarını zorluyor ve başarı duygusu yaşatıyorsa ve gayret ile ödül arasında bir ilişki
“Gevşe, stresten kaçın, bu kadar sıkı çalışma, arkana yaslan…” Bu tür ifade ve tavsiyelere sağlıklı yaşamak konusunda sık rastlanır. Ancak bunu doğrulayan hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Tam tersine
İş hayatında başarılı insanların kendilerine kurdukları çeşitli tuzaklar her zaman ilgimi çekmiştir. Bu tuzakların başında “geçmişte kendilerini başarıya götürmüş özelliklerini mutlak doğru ve her zaman geçerli kabul etmek”
Çay kuşu, çay taşıyla vurulur. “Her sorunun hızlı, kolay, ucuz ve yanlış bir çözümü vardır.” Bu çözüm, bir sonraki sorunun temelini oluşturur. Hemen her konuda köklü ve