İngiltere’de Yapılan Türkiye’de Hayal Edilemeyen…

İyi futbol oynayan ülkelerle Türkiye’nin arasındaki fark neden açılıyor? En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, yöneticisinden hocasına ve bu konuda yetkili olan tüm paydaşları “Bilime düşman olduğu için…”. Bu keskin yargıya bir ek daha yapmak gerekirse, “futbolda karar verme yetkisine sahip olanların kendi dışındaki fikirleri anlamak amacıyla gerçekten dinlemek ve onlardan yararlanmak üzere, yeterli güven duygusuna sahip olmadıkları için”. Dolayısıyla okuyucu, konunun hangi perspektiften ele alınacağını bilerek, yazıya devam etmek veya etmemek konusunda kararını verebilir. Konfüçyüs’ten başlayarak tarihte çok kişiye mal edilen bir sözdür. “En büyük delilik aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemektir”.

“Yetenekli kuşak” saçmalığı…

Türkiye’de yönetim konumunda olanların, neredeyse hayatın tüm alanlarında yaptığı gibi, futbolda da yapılan budur. Şahısları değiştirince sonucun değişeceğine inanmak, “yetenekli kuşak” saçmalığı ile avunmak, yabancı statüsünü değiştirince genç oyuncuların rekabet avantajı elde edeceğini düşünmek, ilk akla gelen, gerçek dışı yaklaşımlara örnektir. Ülkemiz, Galler’in 3.6, Belçika’nın 5.5 milyon, İzlanda’nın 360 bin kişilik nüfusundan “yetenekli kuşağın” nasıl devşirildiğini düşünmeden yorum yapan yorumcularla ve buna inanan yönetici ve hocalarla doludur. 

Öğrenme ve gelişmenin en etkili yolu deneyimdir. Başarısızlık da en değerli öğretmendir. En çok başarısızlık duygusu yaşayanlar, rekortmen sporculardır. Onlar, ulaşılması zor bir sonucu elde etmek için birçok başarısız deneme yapmak zorunda kalırlar. İnsanların çoğu hayatta yaşadıkları başarısızlıklara çeşitli kılıflar bularak kendilerini rahatlatır, psikolojik savunma mekanizmaları kullanarak egosunu korur, dış faktörlerin kurbanı olduklarına kendilerini inandırır ve böylece farkında olmadan yeni başarısızlıkların kapısını açar. Futbolun ise en güzel tarafı her 90 dakikanın sonunda performans değerlendirmesi yapmak için eşsiz bir fırsat sunması ve görmek isteyene “daha farklı ne yapılması” gerektiği konusunda yol göstermesidir. Ancak ülkemizdeki futbol kültürü olumsuz sonuçlardan “hakem, federasyon, medya, malum dış güçler (her kimse)” sorumlu tutmak üzerine kuruludur. Böylece “kurban rolü” oynamak başarısızlıktan sorumluluğu olan herkesi rahatlatır ve sorunları aşmak için farklı bir yol düşünmeye ve denemeye gerek duyulmaz.

Futbol Türkiye’de çok sevilen ve oynanan oyun kalitesi açısından ülke imkân­larına göre orantısız kaynak ayrılan bir spordur. Ancak istenilen sonuçlar bir türlü alınamamakta ve yakın gelecek için de durumun değişeceği yönünde bir işaret görülmemektedir. Ülkemizde başarı için kullanılan yöntem, oyunculara yüksek prim vaat etmektir. Ancak gerçekçi olmayan yüksek ödüllerin verilmesi, doğal olarak, uğruna mücadele edilen amacın değersizleşmesine ve bireysel sporlarda doping, takım sporlarında ise şike gibi dürüst olmayan yollara sapılmasına neden olmaktadır.

İngiltere Neyi Farklı Yaptı?

Birçok kişi bu yazının İngiltere Avrupa Şampiyonu olsaydı yazılmasının anlamlı olacağını düşünebilir ve bir ölçüde de haklıdır. Ancak ben hedefi, süreci ve menzili birlikte değerlendirmek gerektiğine inandığım için, İngiltere’nin 55 yıl sonra oynadığı finalde şampiyonluğu kaybetmesinden sonra yazılmasının daha değerli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de Gareth Southgate’in getirdiği yaklaşımdan Türkiye için dersler çıkacağına inanıyor ve örnek olarak kullanmak istiyorum. Southgate, Southhampton’u çalıştırdığı dönemde Dünyada saygın bir yere sahip olan rugby koçu Sir Clive Woodward’u kendisine yardımcı seçmiş ve çok eleştirilmişti. Oysa amacı futbol dünyasındaki insanların bilmedikleri alandaki bilgi ve deneyimleri kendi repertuarına katmaktı. 

Southgate, Eylül 2016 da yürüttüğü 21 yaş altı Milli Takım hocalığı görevine, İngiltere Milli takımındaki dört maçlık geçici teknik direktörlüğü için ara verdikten ve 2016 Kasım ayında takımın sorumluluğuna getirildikten sonra ilk yaptığı, “iyi kültür” olarak adlandırdığı bir anlayışı inşa etmek oldu. Örneğin Welbeck, iyi kültürün uygulamalarından biri olarak psikolojik performans ekibinin moderatörlüğünde küçük odalarda yapılan toplantıları gösterdi. Bu toplantılar oyuncuların birbirlerinin hayat yolculuklarını öğrenmesine ve birbirlerini gerçekten tanımalarına imkan veriyordu.

Southgate göreve geldikten sonra ekip oluşturma, takım kurma, sürdürülebilir başarı ve oyuncu yönetimi konusunda farklı kaynaklardan yararlanma yoluna gitti. Örneğin İngilitere rugby milli takım hocası E.Jones’tan, önceki Bisiklet Takım Performans Direktörü Sir D.Brailsford’dan, Kriket Milli takım kaptanı E.Morgan’dan fikir alıyor, onların kendi uygulamalarından kazandıkları deneyimleri öğreniyordu. Yapılandırdığı “Teknik Danışma Kurulu”nda Sundhurst Askeri Akademisi Komutanı Albay L.Giles, Olimpik kürekçi Kaith Grainger, teknoloji girişimcisi M.Badale, rugby antrenörü S.Lancaster, Ulusal futbol merkezi yöneticisi D.Sheepshanks yer alan diğer isimlerdi. Bu yapı, her ülkenin medyasında bol miktarda bulunan futbol alimleri tarafından, “bunların futbol ile ne ilgisi var” yaklaşımıyla karşılanmıştı. Hazırlık, beslenme, veri değerlendirme, zihinsel dayanıklılık alanlarında yeni fikirlerin ortaya çıkması yankı odasından çıkmayacak fikirlerin ortaya çıkmasına imkan veriyordu. Southgate bu ekibi göstermelik olarak kurmakla kalmayıp, onları gerçekten dinliyordu. Southgate ayrıca ekibinde yer verdiği S. Holland, G. Jones, C. Powell ve  M. Margetson’un görüşlerinden yararlandı.

Sothgate ayrıca kendi gelişimi için liderlik ve yönetim konusundaki konferans ve eğitimlere katılıyor, kitaplar okuyor ve podcast’ler dinliyordu. Oluşturmak istediği kültürü takımda sürekli kılmak için deneyimli oyunculardan oluşan bir liderlik gurubu kurdu ve önceki kaptan W.Rooney’in takımın kaptanı H.Kayne’ne yardımcı olmasını sağladı.

Bu kültür doğal olarak çeşitli sınavlarla karşılaştı. Karabağ’da ve Reykjavik’teki krizlerde ilk adımları doğru atmamış olduğunu fark edip; ilkinde özür dileyerek, ikincisinde de disiplinsizliğe amacını aşmayan bir tepkiyle yaklaştı. Ceza verecek kadar sert, gençlerin hata yapabileceklerini anlayacak kadar empati sahibiydi. Bunun nedeni bilgi toplaması ve çalışma arkadaşlarına danışmasıydı.

Southgate oluşturduğu kültürden kendisi de yararlandı. Duygularını denetlemek konusunda sağladığı gelişim hem saha dışındaki sorunları çözmesini kolaylaştırdı hem de saha içindeki baskı ve gerilimi sükunetle yönetmesini sağladı. Doğal olarak onun bu sükuneti takıma yansıdı.

İngiltere 2020 finaline gelene kadar büyük turnuvalarda penaltılara kalan son dokuz maçın sadece ikisini kazanmıştı ve kaybedilen 2006 yarıfinalinde Wembley’de penaltı kaçıran kendisiydi. Finalin aynı stadyumda oynanacak olması ve Southgate’in 25 yıl önce Almanya’ya karşı kaybedilen maçın sorumlusu olması, ona geçmiş bir hesabı kapatmak için de bir fırsat sunmuştu.

Yankı Odasının Laneti

İkinci Dünya Savaşından sonra yetmişli yıllara kadar ABD dış işlerinde çalışan diplomatların Avrupa’da çok başarılı oldukları ancak Orta Doğu ve Afrika’da çeşitli sorunlarla karşılaştığı görüldü. Bu durumun nedenleri araştırıldığı seçim kriterlerinin WASP denilen beyaz, Anglo-Sakson, protestanların karşılamasına imkan veren özellikler olduğu anlaşıldı. McLelland adlı bir psikolog bugün iş hayatındaki herkesin aşina olduğu “yetkinlik” kavramını geliştirdi. Benzer sorgulama 2001 yılında İkiz Kulelerin vurulması sonucunda CIA’de yapıldı. Milo Jones ve Philippe Silberzahn adlı iki psikolog eldeki çok sayıda parçayı birleştirecek düşünce biçiminin, benzer özellikteki insanları bir araya getirerek oluşmayacağını gösterdi ve işe alım kriterlerini değiştirdiler. Google dünyanın en yetenekli mühendislerini topladığı halde son on yılda gerileyen inovasyonun nedeni olarak aynı sonuca vardı. Benzer özellik taşıyan okullarda okuyan ve benzer deneyimleri biriktirenlerin, sorunlara benzer şekilde yaklaşması kaçınılmaz oluyordu.

Southgate’in hikayesine geniş yer vermemin sebebi, insan doğası ile ilgili temel bir gerçekle ilgilidir. İnsanlar kendilerine benzeyenlerle birlikte olmayı tercih ederler. Bu doğal neden hayatın hemen tüm alanlarında yönetim kademesinde olanların da aynı tercihi kullanmasına yol açar. Bu durum futbol camiası için de geçerlidir. Bu anlayışın sonucu olarak eski futbolcular, eski futbolcularla birlikte olup iman tazeler. Bir takımın başına geçen hoca, geçmişte takımında oynamış ve futbolu bırakmış eski bir futbolcuyu kendisine yardımcı seçer. Bu yardımcının görevi hocasına saygı göstermek, onu onaylamak ve biat etmektir. Böylece herkes politikada olduğu gibi kendi yankı odasında yaşar. Ülkemizdeki uygulamaya bakarsanız, Piontek’in yardımcısı F. Terim ve Derwall’in yardımcısı M. Denizli’den başka hocasının yanından yetişmiş hoca bulmak kolay değildir. Oysa herkesin bildiği ve tereddütsüz onayladığı bir motto vardır. “Sinerji farklılıklardan doğar”. Yankı odasında yaşayanlar aynı sosyal ortamda yaşarlar, aynı kaynaklardan beslenir, aynı taktiklerden etkilenir, kendi bildiklerini pekiştirir ve giderek bildiklerinden şüphe duymayacak inanca sahip olurlar. Bunun adına da “yılların tecrübesi” denir ve bu kişiler kerametleri sorgulanamaz bir konuma gelir.

Üç veya beş futbol adamının katıldığı televizyon programlarına bakarsanız, aynı şeyleri bilen çok bilgili kişilerden oluşan, yaratıcılıktan uzak kollektif  bir monotonluk olduğunu görürsünüz. Buna yankı odasındaki “entelektüel klonlanma” da denebilir.

Futbolun paydaşları olan antrenörleri, futbolcuları, kulüp yöneticilerini, federasyon yöneticilerini, federasyon kurullarında görev alanları, medya mensuplarını ve hakemleri de çeşitli ölçülerde bu yaklaşıma dahil etmek çok yanlış olmaz. Bu listeyi seyircileri ve profesyonel takımlara hizmet veren diğer görevlileri de ekleyerek uzatmak mümkündür.

Sonuç

Başarıya giden kestirme bir yol veya hedefi mutlaka vuracak “sihirli bir kurşun” yoktur. Her sorunun hızlı, kolay ve ucuz bir çözümü vardır ve bu çözüm sonraki daha büyük bir sorunun kaynağını oluşturur. Türkiye’de de sorunlar bütünüyle bu anlayışla çözülmeye çalışılır. Başarının yolu bilimsel yöntemleri kullanmak ve devamlılıktan geçer. Bugün aramızdaki farkın açıldığı ülkelerin birçoğunda futbol için yazılmış bilgisayar programları kullanılmaktadır. Bu programlar sayesinde bir hocanın kendi oyuncularını, rakiplerinin oyun planlarını ve transfer listelerindeki futbolcuların özelliklerini kusursuz şekilde analiz etmesi mümkündür. Ancak Türkiye’deki antrenörlerin önemli bir bölümü bilgisayardan korktukları için bu programları kullanmaları söz konusu değildir. Bu alanda kendilerine yardımcı olacak kişilerden de rahatsızlık duyar ve onları etkisizleştirirler. Futboldaki başarı parametrelerinden bu kadar uzak olarak bu programları kullanarak, çeşitli disiplinlerdeki güncel bilimsel bilgileri kullanarak hazırlanan ülkelere yetişmek hayal ötesidir.

Sending
User Review
5 (9 votes)

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.